Yıl: 2002/ Cilt: 4 Sayı: 1 Sıra: 1 / No: 128 /     DOI:

Çalışma Hayatı ve Sosyal Güvenlik
Araş.Gör. Selver YILDIZ
Uludağ Üniversitesi İİBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

Avrupa Birliğine giriş süreci içinde çalışma mevzuatının gelişen koşullara göre uyarlanması daha da önemli hale gelmiştir. Ülkemizde çalışma hayatında yaşanan sorunlar ve bu sorunların çözümüne ilişkin yapılan çalışmaları şu şekilde sıralayabiliriz:

 1-İşsizlik, bugün Avrupa Birliğine üye ülkeler de dahil olmak üzere hemen her ülkenin karşı karşıya bulunduğu önemli bir sorundur. Ülkemizde de işsizlik sorunu yoğunlukla yaşanmaktadır. İşgücü ve işsizliğin temel belirleyici faktörlerinden olan nüfus artış hızı, son yıllarda düşme eğilimine girmesine rağmen halen yüksek bir orandadır (%1.49).Genç bir nüfusa sahip olan ülkemizde, nüfusun üçte biri 14 yaşın altındadır. Devlet İstatistik Enstitüsü Hanehalkı İşgücü Anketi 2001 yılı 2.dönem verilerine göre; işgücüne katılma oranı düşüktür (%49.8). İstihdamda bulunanların çoğunluğu tarım sektöründedir (%39). İşsizlik oranı % 6.9, eksik istihdam oranı ise % 6’ dır. Diğer bir deyişle atıl işgücümüz %13 düzeyindedir. İşsizlerin yarısı 25 yaşın altındadır. İşsizlerin yaklaşık %80’i mesleki eğitim almamıştır. Kayıt dışı istihdam, kayıtlı istihdamın yaklaşık yarısına ulaşmaktadır. Bunların yanı sıra, çocuk işçiliği ve yabancı kaçak işçilik de işgücü piyasasında yaşanan diğer önemli sorunlardandır. [1]

Türkiye’de İşgücü Piyasası

Yıllar

Toplam İşgücü

(Bin Kişi)

İşsiz Sayısı

(Bin Kişi)

İşsizlik Oranı (%)

1990

20.847,3

1.701,4

8,2

1991

21.438,0

1.703,0

7,8

1992

21.503,0

1.735,0

8,0

1993

21.469,0

1.665,0

7,7

1994

22.158,0

1.802,0

8,1

1995

22.673,0

1.568,0

6,9

1996

22.919,0

1.382,0

6,0

1997

21.824,5

1.463,5

6,7

1998

22.399,0

1.527,0

6,8

1999

23.187,0

1.773,5

7,6

 

2000 I.DÖNEM

20.726,0

1.720,0

8,3

II.DÖNEM

22.727,0

1.415,0

6,2

III.DÖNEM

23.022,0

1.295,0

5,6

IV.DÖNEM

21.547,0

1.366,0

6,3

 

2001 I.DÖNEM

21.031,0

1.809,0

8,6

2001 II.DÖNEM

22.694,0

1.567,0

6,9

 

Kaynak: T.Bulutay, Türkiye'de İstihdam, İşsizlik ve Ücretler, 1992 ve DİE Bültenleri

 

Not: 1- 1988-1999 Verileri, DİE, Nisan ve Ekim Hanehalkı İşgücü Anketi Ağırlıklandırılmış Sonuçlarıdır.

       2- 2000 yılına kadar, altı aylık dönemler itibariyle uygulanan hanehalkı işgücü anketi, 2000 yılından itibaren aylık olarak gerçekleştirilirken    tahminler; üçer aylık dönemlerde verilmektedir.

Kaynak:http://www.hazine.gov.tr/stat/egosterge/Tablo-34.htm

Sosyal devlet anlayışının gereği olarak çalışma hakkının yaşama geçmesi için eğitim olanaklarından istihdamın arttırılmasına, iş bulmanın kolaylaştırılmasından iş güvencesine kadar uzanan bir dizi önlem ve uygulama gerekmektedir. [2]

Türkiye’de 60 milyonu geçen nüfusun %60’ı 15-65 yaş grubu içindedir. Dolayısıyla 35 milyon aktif nüfus bulunmaktadır. Öğrenci ve ev kadınları bu rakamdan çıkarıldığında 23 milyon işgücü arzı ortaya çıkmaktadır. [3]

Devletin bir bütün olarak düşünebileceği politika içinde ücretli çalışanlar için işsizliği önleyecek önlemler yanında (mesleki bilgi ve beceri kazandırılması, kısmen çalışma uygulamasına gidilmesi gibi), kendi hesabına çalışanların, ücretsiz aile işçilerinin verimliliklerini arttırmaları yolunda önlemler de alınmalıdır. [4]

Günümüzde sosyal piyasa ekonomilerinde, işsizlik mutlak şekilde toplum tarafından karşılanması gereken bir risk haline dönüşmüştür. Sosyalist sistemde iflas ve işten çıkarmalar yoktur fakat piyasa ekonomilerinde, elden geldiğince işçiyi işinde tutacak tedbirleri almak, teknolojik veya ekonomik nedenlerle işçinin işinden çıkarılması sözkonusu olduğunda yeniden gelir güvencesine kavuşturmaya yönelik tedbirler vardır. [5]

Türkiye’de işgücü fazlası ve işsizlik sorununu azaltmaya yönelmiş etkin bir istihdam politikalarının olduğu söylenemez. Bununla ilgili olarak kapsamlı hedef ve politikalar oluşturulamamıştır. İşsizliği azaltmada en etkin çözüm şüphesiz ekonominin büyümesi, yeni yatırımlarla iş alanlarının yaratılmasıdır.

Bunların yanısıra, başta işgücü ve meslek eğitimi olmak üzere, iş ve meslek danışmanlığı, işgücü piyasası bilgilerinin toplanması, analizi, sınav ve sertifikasyon sisteminin oluşturulması gibi aktif istihdam politikalarının da uygulanması gerekmektedir. Aktif istihdam politikalarının uygulanabilmesi için de öncelikle çağdaş bir istihdam kurumuna ihtiyaç vardır. Bu amaçla, 617 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile İş ve İşçi Bulma Kurumu kapatılarak, TÜRKİYE İŞ KURUMU (İŞKUR) kurulmuştur. 2001 yılının ilk 8 aylık döneminde 224.501 kişi iş isteği ile Türkiye İş Kurumu’na (İŞKUR) başvurmuş, 164.663 kişi işe yerleştirilmiştir. 2001 Ağustos sonu itibariyle, İŞKUR’a kayıtlı toplam işsiz sayısı 657.242 kişidir. İstihdam ve İşsizlik Sigortası hizmetlerinin bilgisayar desteğinde sunulabilmesi amacıyla, 1998 yılında başlatılan otomasyon projesi çalışmaları sürdürülmekte olup, Kurum çalışanlarının büyük bir çoğunluğunun bilgisayar eğitimleri tamamlanmıştır. [6]

2-İşsizlik Sigortası Kanununun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmesi ile işsizlik sigortası ülkemiz çalışma hayatında yerini almıştır. Kanun gereği ilk işsizlik sigortası primleri Haziran 2000’den itibaren SSK tarafından tahsil edilmeye ve İşsizlik Sigortası Fonu’na aktarılmaya başlanmıştır. İlk işsizlik ödemelerine ise 2002 yılı Mart ayında başlanacaktır.30 Eylül 2001 tarihi itibariyle İşsizlik Sigortası Fonu toplam varlığı 1 katrilyon 638 trilyondur. Bunun 784 trilyon 514 milyarı işçi ve işveren paylarından, 313 trilyon 720 milyarı devlet payından, 540 trilyon 131 milyarı faiz gelirlerinden (Fonun devlet iç borçlanma senetleri, repo ve mevduat yatırım araçlarında değerlendirilmesi) oluşmaktadır. [7]

3-Türkiye’de ücretlerin genel düzeyi yetersiz olduğu gibi kendi içinde de büyük farklılıklar taşımaktadır. Ücretlilerin küçük bir bölümü için ücretler toplu pazarlıklarla saptanırken, önemli bir bölümü için asgari ücret geçerli olmakta, kamu personeli içinde ücret, bütçe yasaları ile siyasal iktidar tarafından belirlenmektedir. [8]

4-Türkiye’de sendikal örgütlenme ve toplu ilişkiler her zaman dar kapsamlı olmuştur. 1980 sonrasında getirilen bir takım yasal düzenlemelerle sendikalaşma oranı düşmüştür. Sorun sadece örgütlenmedeki düşüş ile sınırlı değildir. Sosyal tarafları üst düzeyde bir araya getiren platformların oluşturulmasında da yetersizlikler söz konusudur.

İşçi ve işveren artan rekabet, yeni teknolojilere geçiş, yeniden yapılanma, iş güvencesi gibi sorunların yanı sıra, işsizlikle mücadele gibi daha toplumsal projelerle ilgilenmeleri aralarındaki ilişkilerin gelişmesi açısından önemli bir adım olacaktır. Ekonomik ve sosyal konseyin etkinleştirilmesi bu yolda atılacak adımları hızlandıracaktır. [9]

5-İş güvencesi kavramının esas itibariyle sendika üyeliğinin güvencesi kavramıyla da birleştirilerek, kıdem tazminatı, işsizlik sigortası, iş bulma kurumuyla da ilişkili olarak yeniden bir çerçeve içinde değerlendirilmesi, diğer bir deyişle “gelir güvencesini” sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi, standart dışı, atipik çalışmalara sosyal koruma ve güvence getirecek ve esnekliği sağlayacak yeni yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. [10] Erken yaşta emekliliği cazip hale getiren uygulamalara son verilmelidir.

Özelleştirme uygulamalarının yaratacağı istihdam sorunları, uluslar arası kuruluşların desteğinden de yararlanarak oluşturulacak sosyal güvenlik sistemi ve koruma sistemi, işsizlik sigortası, tazminat ödemeleri, yeniden işe yerleştirme tedbirleri ile çözüm aranmalıdır. [11]

-Ekonomik ve sosyal reformlara süreklilik kazandırılmalı, ana kaynağı toplumsal uzlaşma olmalıdır.

-İşgücünün niteliğini geliştirecek eğitim sistemini oluşturmak ve bilim teknoloji politikasını, ülkeye gelecekte rekabet avantajı sağlayacak sanayilerde yoğunlaştırmak büyük önem arz etmektedir.

-İnsangücü kaynaklarına yatırım yapılması; rekabet gücünün ve istihdamın arttırılması, yeni teknolojilere uyum sağlanması için gereklidir. Gençlere çalışma hayatı ile bütünleşmelerini sağlayacak nitelikler kazandırılmalıdır. Yaşam boyu eğitime önem verilmelidir. [12]

SOSYAL GÜVENLİK

Bir ülkede sosyal refah ve sosyal adaletin sağlanmasının en önemli araçlarından birisi de sosyal güvenliktir. Ancak, ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin önemli sorunlarının bulunduğu da bir gerçektir. [13]

Türk sosyal güvenlik sisteminin sorunlarını üç temel başlıkta toplayacak olursak: [14]

Birincisi, sorunun sadece Türkiye ile sınırlı olmamasıdır. Diğer ülkelerde de sorunların yaşanmasıdır. Türkiye’deki sorun ise sistemin temel sosyal güvenlik prensiplerine uygun olarak çalıştırılamamasıdır.

İkinci sorun, sosyal güvenlik kurumlarında yaşanan yönetim bozukluklarıdır.

Üçüncü temel sorun ise, kaynak yetersizliğidir. Gelişmekte olan ülkelerde sosyal güvenlik için ayrılan pay, GSMH’nın %3’ü ila %8’i arasında; gelişmiş ülkelerde bu oran %20ile%35 arasında değişmektedir. Yani 3-4 kat daha fazladır. 2000 yılı itibariyle fert başına milli gelir ülkemizde 3124 dolardır. AB ülkelerinde ise sadece sosyal güvenliğe ayrılan pay 2500-7000 dolar arasındadır. Yani, Türk insanının bütün ihtiyaçları için kullandığı kaynağın 2-2,5 katını yalnızca sosyal güvenlik için ayırıyorlar.

2000 yılı itibariyle toplam sigortalı sayısı 5.254.125’dir. [15]

-Bugün bütün ilgili kesimlerin şikayet ettiği, hiç kimseyi memnun etmeyen bir sosyal güvenlik sistemi oluşmuştur. Sistemin doğrudan ilgili taraflarını oluşturan sigortalılar düşük gelir ve yetersiz sağlık hizmetlerinden, işverenler ağır prim yükünden, devlet ise milli gelirin % 3’üne ulaşan finansman açıklarından şikayetçidir.

-Yıllar boyu sürdürülen popülist politikalar nedeniyle aktif / pasif oranı en az 4 olması gerekirken 2’nin altına düşmüştür. [16]

İş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ülke kalkınmasında ekonomik olduğu kadar sosyal boyutlarıyla da hayati öneme haiz bir sorundur. İş kazaları ve meslek hastalıkları bir yandan iş gücü ve iş günü kayıplarına neden olurken öte yandan da önemli maddi kayıplara neden olmaktadır. İş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu can ve uzuv kayıplarının yanı sıra toplumsal yapıda da yaralar açılmaktadır. Uluslararası Çalışma Teşkilatınca, dünyada her yıl 1.2 milyon insanın iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu hayatlarını kaybederken, 160 milyon işçinin ise iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla yaralandığı ve hastalandığı, endüstrileşmiş ülkelerde iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyetinin bu ülkelerin Gayrı Safi Milli Hasılalarının %1 ila %3ü oranında değiştiği belirtilmektedir. [17]

Sosyal Sigortalar Kurumu istatistiklerine göre 2000 yılında 74.847 iş kazası vakası, 1173 ölüm vakası, 1818 sürekli iş göremezlik durumu meydana gelmiştir. Ülkemizde bu verilerin ekonomik ifadesinin GSMH’nın %3’ü gibi bir oranda olması kaybın büyüklüğünü açıkça göstermektedir. Bu olumsuz tablonun insan hayatına verdiği zararın yanında, her yıl devletin ve işletmecilerin uğradığı ekonomik kayıpların da ne kadar büyük olduğunu açıkça göstermektedir. İş sağlığı ve güvenliği mevzuatının Avrupa Birliği müktesebatına uyumlaştırılması çalışmaları devam etmektedir. 2002 yılında bu mevzuat çalışmalarının sonuçlandırılması planlanmıştır. [18]

Sosyal güvenlik kuruluşlarının ortak sorunları [19]

-Kuruluşlarca sağlanan haklarda farklılıkların olması,

-İşsizlik ve aile yardımları sigortalarının yokluğu,

-Politikalarda dağınıklık,

-İdari ve mali özerkliğin olmaması,

-Sağlanan yardımların yetersiz kalması,

-Aktif /pasif sigortalı oranının bozulması,

-Çıkartılan af yasaları,

-Sosyal yardım zamları,

-Prim tahsilatındaki aksaklıklardır.

2001 yılı bütçesi 8,5 katrilyon civarında olan Sosyal Sigortalar Kurumu; 36 milyon vatandaşımıza sigorta ve sağlık alanında 67.866 personel ile hizmet vermektedir. 2000 yılında zorunlu sigortalı sayısı 5.254.125 olup, 2001 yılı sonu itibarı ile toplam zorunlu sigortalı sayısının 5.413.000 olacağı tahmin edilmektedir. 2000 yılında Kuruma prim ödeyen toplam sigortalı sayısı 6.565.167’ye ulaşmıştır. 2000 yılında 4.2 katrilyon lira olarak gerçekleşen prim gelirlerinin 2001 yılı sonunda 6.1 katrilyon liraya ulaşması beklenmektedir. 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalılardan % 10,9’u primlerini düzenli ödemekte, % 67,2’si düzensiz ödemekte, % 21,9 ‘u ise hiç prim ödememektedir. Tarım sigortalılarında ise bu oranlar daha da ürkütücüdür. Tarım kapsamında bulunanlardan primlerini düzenli ödeyenlerin oranı % 5.7, düzensiz ödeyenlerin oranı % 43.1, hiç prim ödemeyenlerin oranı ise % 51.2’dir. Bağ-Kur, 1479 sayılı Kanun kapsamında olan aktif sigortalılar ile aylık alanlar ve bunların hak sahiplerine vermekte olduğu sağlık sigortası yardımlarını, 1 Eylül 1999 tarihinden itibaren 2926 sayılı Kanun kapsamında bulunan sigortalılarımıza (çiftçiler) da aynen uygulanmaya başlanmıştır. [20]

Sosyal güvenlik mevzuatındaki değişikliklerin sık olması, sigortalıların sisteme olan güvenini zedelemiş ve onlarda “nasıl olsa yeniden değişir” beklentisini doğurmuştur. Bu beklenti özellikle prim ödeme eğilimini azaltmış, eğer sigortalı açısından olumsuz bir sonuç doğurmuşsa değişmesi yönündeki taleplerinin gerekçesini oluşturmuştur. [21]

Fişek’e göre sosyal güvenliğin bu denli sorun haline gelmesinin başlıca nedeni sosyal devletin bir yük olarak görülmesidir. Önümüzdeki dönemde bu konudaki tartışmalar gündeme gelebilir. [22]

Sosyal güvenlik sisteminin iyileştirilmesi yönünde ortaya atılan çözüm önerilerinden biri de özel sigortaların oluşturulmasıdır.

Özel sigortalara karşı çıkan tarafların ileri sürdüğü konuların başında özel sigortaların iflas etmesi durumunda sosyal güvenliğini sağlamaya çalışan bireyin açıkta kalması sorunudur. Üstelik kar amaçlı kuruluşlar oldukları için tüm riskleri sistem içine almazlar. Bu nedenle ek bir sosyal güvenlik örgütü olarak sistem içinde yer almalıdır.

Birden fazla ayak üzerine kurulan bir sistemle, kademeli sosyal güvenlik garantisi sağlanmalıdır [23] :

Birinci ayak, zorunlu üyeliğin esas olduğu, o toplumun bir üyesi olmanın gerektirdiği asgari geçimi sağlayacak bir gelir garantisidir.

İkincisi, zorunlu olarak üye olunan özel fonlardır. Fonların işletilmesi de özel birimlere verilmelidir.

Üçüncü ayak, bu iki ayağın sağlayacağı garantiyi yetersiz bulanlar için özel sigortalar sistemidir.

Türk sosyal güvenlik sisteminin belirli alanlarda önemli gelişmeler sağladığı da inkar edilemez bir gerçektir. [24]

-                 Türkiye’de genç bir sosyal güvenlik sistemine sahip olmakla birlikte, 50 yıldan fazla bir süredir işleyen bir sisteme ve sosyal güvenlik tecrübesine sahip olmuştur,

Türk sosyal güvenlik sistemi fiziki teşkilatlanma ve yetişmiş personel bakımından belirli bir noktaya gelmiş, özellikle SSK ve Bağ-Kur bütün Türkiye’de il düzeyinde, hatta nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ilçe düzeyinde örgütlenmiştir.

Türkiye’de çalışan herkesi sosyal sigortalar kapsamına alacak mevzuat düzenlemeleri yapılmış, kurumsal alt yapı oluşturulmuştur.

Sosyal güvenliğin temel insan haklarından biri olduğu ve bu hakkın asgari seviyede temininin sosyal devletin vazgeçilmez görevlerinden biri olduğu bütün kesimlerce benimsenmiştir.

- Türk sosyal güvenlik sistemi, bütün olumsuzluklara rağmen, nüfusun % 85’inden fazlasını sosyal güvenlik garantisine kavuşturmuş bir sosyal sigortalar ağını geliştirmiştir.


[2] Meryem Koray, Sosyal Politika, Ezgi Kitabevi, Bursa, 2000, s.227.

[3] Koray, a.g.e., ss.228-229.

[4] Koray, a.g.e., ss.235-236.

[8] Koray, a.g.e., s.249.

[9] Koray, a.g.e., s.257.

[10] Nusret Ekin, “2000’li Yıllara Doğru Çalışma Hayatı”, Tühis, Cilt 3 Sayı: 5, Ankara, 1995, s. 9.

[11] Bekir Sami Daçe, Türk Çalışma Hayatı Üzerine Konuşmalar, Kamu-İş , Ankara, 1995, s.18.

[12] TİSK, Küresel Eğilimler Ve Çalışma Hayatı, İstanbul, 1997, ss. 16, 32.

[14] Hak İş Konfederasyonu, 2000’e Doğru Türkiye’de Sosyal Güvenlik Sisteminin Geleceği, Ankara, 1997, ss. 70-71.

[15] Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı, Çalışma Raporu 2000, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Yayın No: 640, Ankara, 2000, s. 24.

[16] TÜSİAD, Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde Yeniden Yapılanma, TÜSİAD Yayın no: TÜSİAD-T/97-10/217, İstanbul, 1997, s.13.

[19] TBMM, (10,14) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun 11.10.1996 Tarihli 16. Birleşim Tutanağı,

ss.33-35.

[21] Nusret Ekin, Yusuf Alper, Tekin Akgeyik, Türk Sosyal Güvenlik Sistemi’nde Arayışlar: Özelleştirme Ve Yeniden Yapılanma, İstanbul Ticaret Odası Yayın No: 1999-69, İstanbul, 1999, S.173.

[23] Hak-İş Konfederasyonu, a.g.e., ss.76-77.

[24] Yusuf Alper, Türkiye’de Sosyal Güvenlik Ve Sosyal Sigortalar, Bursa, 1999, ss.47-49.

41987 kez görüldü, 2 kez indirildi.

<< --
 
EBSCO
PROQUEST
CABELLS DIRECTORY
INDEX COPERNICUS
SOCIOLOGICAL ABSTRACTS
ASOS Akademia Sosyal Bilimler Index
Üye Girişi
DUYURULAR/HABERLER
Dergide yayınlanan yazılardaki görüşler ve bu konudaki sorumluluk yazarlarına aittir.
Ampirik veriler, değerlendirme sürecinde hakem veya hakemler tarafından talep edilirse, yazar veya yazarlar ilgili verileri paylaşırlar.
Bu verilerin bir başka çalışmada kullanılmaması esastır.
© 2000 - 2021 İş,Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi