Yıl: 2003/ Cilt: 5 Sayı: 2 Sıra: 5 / No: 170 /     DOI:

Çevre Sorunları - Çevrenin Korunması Ve Sendikalar
Dr. Recep KAPAR
Muğla Üniversitesi - İİBF - Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

ÇEVRE SORUNLARI, ÇEVRENİN KORUNMASI VE SENDİKALAR

Dr. Recep Kapar
Muğla Üniversitesi, İİBF.

1. Giriş

Çevre sorunları ortaya çıkardığı ve gelecekte ortaya çıkarması olası sonuçlar bakımından, insan uygarlığının önünde duran en önemli sorunlardan biridir. Bu nedenle, günümüzde çevre sorunları, ekonomik, sosyal veya siyasal örgütlerin gündeminde yer bulmakta ve çeşitli girişimlerin konusu olmaktadır.

Son yıllarda, endüstri ilişkileri sisteminin önemli bir aktörü olan sendikaların da çeşitli düzey, biçim ve içerikte çevre sorunları ve çevre koruma ile ilgili etkinliklerde bulundukları, politika oluşturdukları görülmektedir. Bu çalışmada, sendikaların çevre sorunlarıyla ilgilenmesini zorunlu kılan gelişmelerin nedenleri açıklanacaktır. Aynı zamanda, sendika girişimlerinin ve politikalarının nelerden oluştuğu ortaya konacaktır. Son olarak, çevre sorunlarının toplu sözleşmelerde nasıl düzenlendiği belirtilecektir.

2. Çevre Sorunlarının Endüstri İlişkileri Sistemine Etkisi

Endüstri ilişkileri istihdam ilişkisini biçimlendiren, yönlendiren ve yöneten değerler, yasalar, kurumlar ve uygulamaların karşılıklı etkileşimiyle oluşan, tarafların toplu ya da örgütlü davrandıkları bir sistem olarak tanımlanmaktadır. Çevre sorunları ve bu sorunları önlemeye yönelik politikalar doğrudan endüstri ilişkileri sistemi üzerinde sonuçlar doğurmaktadır. Bu sonuçlar, çevre sorunlarının ve çevre koruma politikalarının çalışanları etkilemesinden kaynaklanabileceği gibi, çevreci ve yeşil grupların istem ve eylemlerinin endüstri ilişkileri sistemine yansıyan yönlerinin bulunmasından da kaynaklanabilmektedir.

Bir başka deyişle, çevre sorunları ve çevre koruma politikaları endüstri ilişkileri sistemi içinde yer alan konular haline gelmiştir. Bu bağlamda, endüstri ilişkileri sisteminin konu ve aktörler bakımından çevresel bir genişlemeye uğradığından söz etmek olasıdır.

Çevresel genişleme kavramı, endüstri ilişkileri sisteminin gelenekselleşmiş işlevleri, konuları, eylem düzeyleri, aktörleri ve düzenleme biçimleri varlığını ve önemini korurken, çevre sorunları ile ilgili yeni bazı işlevlerin, konuların, eylem düzeylerinin, aktörlerin ve düzenleme biçimlerinin sisteme eklenmesini ifade etmektedir. Genişleme niteliksel unsurlar içerdiği kadar da, niceliksel unsurlar da içerir. Endüstri ilişkileri sisteminin temel konusu istihdam ilişkisinin düzenlenmesidir. Çevresel genişleme sonucunda, bu temel konu ve işlevin yanında, yaşamın korunması, sağlıklı çevre için mücadele, çevre ile uyumlu üretim gibi konularında endüstri ilişkileri sistemi içinde yer aldığı görülmektedir (Hildebrandt-Schmidt: 79-80).
Diğer yandan, endüstri ilişkileri sisteminin çevresel genişlemesine bağlı olarak, uluslararası ölçekte istemler, düzenlemeler ve eylemler de belirginlik kazanmaktadır. Örneğin, küreselleşme sürecinde ortaya çıkan politik istemlerin bir çoğu, çevresel genişlemeyi de yansıtır. Sendikaların geniş bir grubu ve çeşitli toplumsal hareketler, uluslararası çalışma sözleşmeleri ve çevre koruma uygulamaları ile uluslararası ticaret ve sermaye akıcılığı arasında bir ilişkinin kurulması istemini küreselleşme sürecinin temel gündemi haline getirmiştir (ICFTU, 1999: 6-10, 17). Benzeri girişimler sonucunda, endüstri ilişkileri sisteminin ülke, sektör ve işyeri ölçeğinde düzenleme işlevi yanında, uluslararası ölçekte yeni düzenleme işlevlerinin de gelişmeye başladığı görülmektedir (bkz. Tablo).

Tablo:

Endüstri İlişkileri Sisteminin Çevresel Genişlemesi

 

GELENEKSEL

GENİŞLEME

Biçimsel Fonksiyon

Sermaye ile ücretliler arasındaki paylaşım mücadelesinin düzenlenmesi ve iş

Yaşamın korunması ve yaşamın niteliğine ilişkin mücadele

Konu

Çalışma ilişkilerinin idaresi ve düzenlenmesi (istihdam koşulları,çalışma koşulları, ücret oranları)

Çalışma ve yaşam

Çevre

Düzenleme Düzeyleri

Mikro-düzey: işyeri

Orta-düzey : sektörel işgücü piyasası

Makro-düzey: bir bütün olarak ekonomi

İlave bölgeler

Uluslararası ilave bölgeler

Aktörler

Merkezi: Devlet otoriteleri ve örgütler

İlave:

bölgeler, çevre hareketleri,

kamu, tüketiciler

Düzenlemelerin Biçimi

Merkezi, iki kutuplu, sürekli düzenlemeler

Merkezileşme ve yerinden yönetim, olayla ilgili, çoğulculuk

Kaynak:(Hildebrandt-Schmidt: 80.)

Tablo:Endüstri İlişkileri Sisteminin Çevresel Genişlemesi

GELENEKSEL GENİŞLEME

Genişleme yalnızca konu, ölçek ve işleve ilişkin değildir. Aynı zamanda, endüstri ilişkileri sistemi içinde yer alan aktörlere de yansımaktadır. Endüstri ilişkileri sisteminin devlet, işveren ve çalışan örgütlerinden oluşan aktör yapısı, genişlemeye bağlı olarak değişmekte ve çevreci, yeşil gruplar, yurttaşlık girişimleri ve tüketici örgütleri sisteme yeni aktörler olarak katılmaktadır. Gerçekten, Danimarka'da bir işyerinden kaynaklanan çevre sorunları konusunda yaşanan mücadele, yapılan tartışma, girişim ve düzenlemelerde 67 farklı grup, örgüt ya da kurum yer almıştır. Bunların 36' sı doğrudan endüstri ilişkileri sisteminde uzun süredir var olan, işveren ve çalışan örgütleri ve sendikaları, devletin çalışma ile ilgili kurumları, işçi konseyleri ve işçi temsilcileri grubundan oluşmaktadır. Diğer 31 grup ise, çevreci veya yeşil gruplar, yerel yönetim kurumları, çevreyle ilgili uzmanlık örgütleri, kamuoyu girişimleri gibi yapılardan oluşmaktadır (Aldrich: 151-152).

Bir başka deyişle, günümüzde çalışan örgütleri çevre sorunlarına ve çevrenin korunmasına ilişkin arayışlara müdahale etmeği gereği duyarken, diğer yandan da toplumsal hareketler çevrenin korunması için endüstri ilişkileri sistemine müdahale edebilmekte, sistem içinde bir aktör olarak yer alabilmektedir. Bu genişleme, sendikalar yanında endüstri ilişkileri sisteminin diğer iki önemli aktörü olan devlet kurumlarına ve işveren örgütlerine de etkilemektedir.
Endüstri ilişkileri sisteminin çevresel konuları kapsayacak biçimde genişlemesine ilişkin baskılar ortaya çıkmaktadır. Ancak, sistemin temel aktörleri geleneksel olarak çevre sorunlarıyla aktif bir biçimde ilgilenmez. Sistem içinde çevresel konulara ilişkin yerleşmiş ya da gelenekselmiş yapılar ve kurallar bütünü yoktur. Aktörlerin geniş bir grubu, bu konularda girişimde bulunmayı ret edebilmektedir. Fakat, sistem ve aktörler üzerindeki baskılar, endüstri ilişkileri sistemi içerisinde çevresel girişimlerin artmasına ve sistemin genişlemesine yol açmaktadır (Blansch-Hildebrandt: 9).

3. Genişlemenin Nedenleri

Endüstri ilişkileri sisteminin çevresel anlamda genişlemesi, çevre sorunlarının ve bu sorunları önlemeye yönelik politikaların sektörler, işletmeler, işgücü piyasası, çalışanlar ve çalışma koşulları üzerinde etkide bulunmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü, çevre sorunlarının ve çevrenin korunması amacının sağlık boyutu yanında, ekonomik, sosyal ve siyasal boyutları da vardır. Gerçekten de, çevre sorunlarının ve koruma politikalarının çalışanlar üzerindeki etkileri, diğer toplumsal guruplara göre bir çok noktada farklılaşır. Bu farklılaşma, çalışanların üretim sürecinde bulundukları yer ve gelir düzeyleriyle yakından ilgilidir (Kapar: 8).
Endüstri ilişkileri sistemi ülkelere göre farklı biçimler alır ve farklı özellikler taşır. Genelde endüstri ilişkileri sistemleri çalışma veya istihdam koşulları ile ücretin belirlenmesine ilişkin oluşmuş yapılardır. Bu nedenle, dar çerçevede işleyen ve değerlendirilen bir endüstri ilişkileri sistemi çevresel konuları içermez. Çevrenin korunmasına ilişkin bir çok düzenleme endüstri ilişkileri sisteminin dışında gerçekleşir. Dar tanımlanmış bir endüstri ilişkileri sisteminde, ne sendikalar çevresel konularla ilgilenir, ne de sendikalar ile işletmeler veya sektör arasında yapılan sözleşmelerde çevresel konular yer alır. Ancak, endüstri ilişkileri sistemi bazı temel nedenler dolayısıyla çevresel konuları içermek zorunda kalmaktadır. Çünkü, çalışanların bulundukları işyerleri, çevresel risklerin önemli bir kısmını ortaya çıkaran yerlerdir. Aynı zamanda, çalışanlar işyeri dışındaki yaşamlarında da çevresel risklerden etkilenen ve bu risklerle başa çıkmaya uğraşan insanlardır. Diğer yandan, danışma, bilgilenme hakkı, mesleki vasıf, işgücü sağlığı ve iş güvenliği, gelir desteği ve yardımları, iş güvencesi gibi geleneksel mücadele konuları artan bir biçimde çevresel sorunlardan etkilenmektedir (Blansch-Hildebrandt: 8-9).

a. İşgücü sağlığı

İşgücü sağlığı ve iş güvenliği sorunlarını ortaya çıkaran etmenler ile çevre sorunlarını yaratan etmenler arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu ilişki, özellikle işyeri kaynaklı çevre sorunları alanında açıkça kendini gösterir. Sanayi devriminden bu yana çalışanların sağlığını ve iş güvenliğini tehdit eden etmenler, etki alanını genişletmiştir. Bu etmenler, artık yalnızca çalışanların sağlık ve güvenliklerini değil, aynı zamanda çevreyi ve çevrede yaşayanların da sağlık ve güvenliklerini tehdit eden bir nitelik taşımaktadır (Acar: 31-32; Soyer: 21-22).

Çevre sorunlarının önemli bir sonucu da çalışanların ve ailelerinin yaşam koşullarını olumsuz etkilemesidir. Çalışanların yerleşim yerleri, genelde işyerlerinin ve çevre sorunlarının yoğun olarak bulunduğu bölgelerdir. Diğer yandan, çalışanların işyerinde maruz kaldıkları sağlık bozucu etmenler, çeşitli biçimlerde aile üyelerinin de sağlıklarının bozulmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle, çalışanlar ve aileleri, işyerlerinin çevre sorunu yaratan etmenlerin sonuçlarına yoğun bir biçimde maruz kalır (Fişek: 325).

Çevre koruma politikaları, işyerinde kullanılan insan sağlığına zararlı maddelere ilişkin çok sayıda düzenlemeler getirmektedir. Bu düzenlemeler, işyerlerinde sağlığa zararlı maddelerin bulundurulmasını, kullanımını veya üretimini sınırlayabilmekte veya bütünüyle yasaklayabilmektedir. Bu yönüyle çevre koruma politikaları, işgücü sağlığı ve iş güvenliği önlemlerine destek olur.
Diğer yandan, çevrenin korunması amacıyla işletmeler üzerindeki denetim, bilgi verme zorunlulukları, siyasi ve sivil baskılar artmaktadır (Blansch-Hildebrandt: 8). İşyerinde yapılan üretimin insan sağlığı üzerindeki etkileri geçmişte yalnızca, işverenleri, çalışanları, onların sendikalarını ve devletin sosyal politikayla ilgili kurumlarını ilgilendirmekteydi. Günümüzde ise, işyerlerindeki üretim sürecinin insan ve diğer canlıların sağlığı üzerindeki etkileri ile ilgilenen farklı ve çok sayıda kamu kurumu yanında, toplumsal örgütlerde bulunmaktadır. Artık çevreci veya yeşil örgütler, çevre araştırma ve koruma birimleri, halk ve çevre sağlığı çalışmaları, devletin sağlık ve çevreyle ilgilenen bütün kurumları, işyerlerinin çevresinde yaşayan insanlar dikkatlerini işyerlerine ve işyerlerinden kaynaklanan ya da kaynaklanabilecek çevre ve sağlık sorunlarına çevirmiştir. Bu durum, işgücü sağlığına ilişkin var olan politikaların uygulanmasını ve yeni politikaların geliştirilmesini desteklemektedir. Benzer bir biçimde, çok sayıda işgücü sağlığını korumaya yönelik önlemler ve yapılan düzenlemeler çevre koruma politikaları ile karşılıklı olarak birbirine bağlanmaktadır (Kapar: 32-33).

İşgücü sağlığı ve çevre sağlığı arasındaki bu yakın ilişki endüstri ilişkileri sisteminin genişlemesine yol açmakta, sendikaların çevre sorunlarına ilişkin politika oluşturmasını gerektirmektedir.

b. İstihdam

Çevre sorunları ve çevre koruma politikaları istihdamı etkilemektedir. Çalışanlar ve sendikalarının, istihdam düzeyindeki değişimlere duyarlı oldukları bilinen bir gerçektir. Çevre koruma politikaları ile istihdam düzeyi arasındaki ilişki çok unsurlu ve geniş bir konu olarak görünmektedir. Gerçektende, çevre koruma amacıyla işyerlerinin kapatıldığı, üretimlerini geçici süre ara vermek zorunda kaldıkları bilinmektedir. Bu tür uygulamaların istihdam düzeyi üzerindeki etkisi olumsuzdur (Bhalla: 164-165).

Diğer yandan, çevre koruma amacıyla alınan çok sayıda mali ve teknik önlem vardır. Bu önlemlerin işletmelerin maliyetlerini arttırdığı, rekabet gücünü azalttığı ve istihdamın artmasına engel olduğu, hatta azalmaya yol açtığı belirtilmektedir. Bu bağlamda, yüksek çevre koruma standartlarının uygulandığı ülkelerdeki işletmelerin düşük standartlı ülkelere üretimlerini ve dolayısıyla istihdamlarını kaydırdıklarına yönelik kuşkular ortaya çıkmaktadır. Ancak, çevre koruma önlemlerinin yaygınlaşması sonucunda bir çok yeni sektörün, işyerinin ve işin yaratıldığı da bilinmektedir. Çevre koruma politikalarının istihdam üzerindeki etkileri, koşullara göre bir çok süreçte ve ölçekte farklı olabilmektedir (Bhalla: 163-165; Doeleman: 41-74).
Çevre koruma politikaları yalnızca istihdam düzeyi üzerinde etkili olmaz. Aynı zamanda, istihdamın bölgesel dağılımını belirlerken, belirli mesleklere girişi düzenleyebilir. Gerçekten, çevre koruma amacıyla işyerleri ülke içerisinde yer değiştirmek zorunda kalmakta veya belirli bölgelerde toplanmaya zorlanabilmektedir. Bu durumun işgücü piyasasında akıcılığı arttırması beklenebilir. Ancak, işgücü akıcılığının gerçekleşmediği durumlarda, bir bölgede çalışanlar işsiz kalırken, işyerlerinin kurulduğu yeni bölgede istihdam artacaktır (Kapar: 57). Çevre koruma amaçlı geliştirilen önlemler arasında, çevre sağlığı bakımından önemli olan işlere giriş sınırlamaları ile bu işleri yapabilmek için belirli bir eğitim alma ve istihdam etme zorunlulukları olabilmektedir (Blansch-Hildebrandt: 9).

4. Çevre Sorunları Karşısında Sendikalar

Çalışanların örgütlenmesi sanayi devriminden bu yana sürekli olarak tartışma konusu durumundadır. Özellikle, sendikaların ekonomik, sosyal ve siyasal etkilerinin olumlu mu olumsuz olduğuna yönelik tartışmalar devam etmekle birlikte, yeni tartışma konuları da belirmektedir. Diğer yandan, sendikaların bir gerileme yaşadığına veya sendikaların kriz içinde bulunduğuna dair belirtilerde vardır.

Sendikal gerilemenin nasıl sonlanacağına ilişkin üç farklı öngörü vardır. Birincisi, sendikaların ekonomiyi ve işgücü piyasasını etkileme güçlerinin azalmaya devam edeceği ve sendikasız bir işgücü piyasasının var olacağıdır. İkinci öngörü ise, sendikaların ekonomiyi etkileme güçlerinde önemli bir değişmenin olmayacağı, fakat toplu pazarlık ilişkilerinde çatışmanın yerine işbirliğinin alacağı beklentisinden oluşmaktadır. Sonuncusu ise, sendikalar değişim sonucunda ortaya çıkan yeni koşullara uyum sağlayarak, varlıklarını sürdürecekleri yönündedir (Ekin: 32-33).
Sendikalar, ortaya çıkışlarından bu yana dinamik örgütler olmuşlardır ve dinamik örgüt olmaları dolayısıyla gelişmiş ve değişmişlerdir (Jackson: 214). Sendikalarının birçoğu değişen koşullara uyum gösterme ve kendilerini yenileme sürecine girmiştir. Çünkü, sendikaları ortaya çıkaran toplumsal ve bireysel gereksinmeler, günümüz koşullarında varlığını sürdürmektedir.
Ancak, sendikalara olan gereksinimin halen sürdüğü düşüncesini savunmak, mevcut sendikal yapıları ve politikaları bütünüyle kabul etmek anlamına gelmemektedir. "Sendikacılıkta yeni stratejiler, yeni örgütlenmeler kaçınılmaz olarak gündemdedir"; çünkü, sendikaların gelecekte varolmaları buna bağlıdır. Değişen, yenileşen koşulların ve gereksinimlerin yeni bir sendikacılık anlayışını, yeni sendikal politikaları ve hatta yeni sendikal örgütlenme biçimlerini zorunlu hale getirdiği açıktır (Koray, 1994: 113-114).

Değişim sürecinde sendikalar; esnek çalışma biçimleri, yeni teknolojiler, çalışma saatlerinin azaltılması, boş zamanların değerlendirilmesi, kadın işçiler gibi çalışma ilişkilerinin merkezinde yeni yer almaya başlayan konulara yönelmektedir. Bu konuların yanı sıra, sendikalar, çalışma ilişkilerini etkileyen uluslararası şirketler, uluslararası rekabet, işgücünün serbest dolaşımı, ekonomik bütünleşme gibi gelişmelere yönelik politika arayışına da girmiştir (Koray, 1994: 53-114). Diğer yandan, sendikalar, gelişme ve etkinliklerini arttıran yeni toplumsal hareketlerle işbirliği arayışına girmekte, kendilerini etkileyen ideolojik ve siyasal gelişmelere müdahale etme uğraşı vermektedir.

Yeni sendikal politika arayışlarının bir kısmı "işçinin içinde yer aldığı toplumun sorunlarının" çözümüne katkı sağlamaya yöneliktir. "Geniş perspektifli toplumsal sorunlar" da denilen bu sorunlara eğitim, sağlık, çevre, tüketicinin korunması, kadın ve gençlerin toplumsal haklarının geliştirilmesi örnek verilebilir (Ekin: 30). Sendikalar 1970'li yıllarda ortaya çıkmaya başlayan ve toplumda önemli bir siyasi etkinliğe sahip olan "ilerici siyasi gruplardan kendilerini uzaklaştırmıştır (Dereli: 55). İlerici siyasi gruplardan kast edilen; kadın, çevre, barış, insan hakları, ırkçılık karşıtı hareketler ve komşuluk birlikleri gibi hareketlerdir. Bunlara yeni toplumsal hareketler de denmektedir.

Yeni toplumsal hareketlerin gelişmesi, geleneksel işçi hareketlerinin ve sendikaların ücret ve çalışma koşullarıyla sınırlı niteliklerinin sorgulanmasına yol açmıştır (Munck: 354). Bu süreçte, beliren düşüncelerden biri, sendikal hareketin geleceğinin, sendikaların bu hareketler karşısındaki tutumlarına göre biçimleneceğidir. "Sendikal hareketin gelişimi diğer toplumsal hareketler ve hedefler karşısındaki tavrına da bağlıdır. Eğer onlardan kopar ve daha geniş bir hareketin bileşeni olmayı reddederse, görevinin ücretlilerin savunulmasıyla sınırlı olduğunu kabul ederse, yeni-korporatist ve muhafazakar bir güç olarak zayıflamaktan kurtulamayacaktır" (Gorz: 276-277).

Ancak, sendikal hareketin bu yönde geliştiğine ilişkin belirgin bir karamsarlık da vardır. Sendikalar, toplumsal sorunlar bir yana, doğrudan çalışma yaşamından kaynaklanan sorunlar karşısında bile, tüm ücretliler adına değil, öncelikle kendi üyeleri adına mücadeleye zorlandıkları belirtilmektedir (Koray, 1996: 68-69).

Bu bağlamda, sendikaların toplumun geniş kesimleri ve ücretlilerin genelinden ayrık, yalnızca üyelerinin hak ve çıkarları üzerinde yoğunlaşan bir politika ve mücadele anlayışına zorlandıkları noktalardan biride çevre sorunları ve çevre koruma politikalarıdır. Endüstri ilişkileri sisteminin genişlemesi karşısında, özellikle çevre sorunu yaratan sektör ve işyerlerinde örgütlü sendikalar ve çalışanlar, "işlerini kaybettiklerinde kısa vadede (ömür boyuda sürebilir) yaşamlarını nasıl sürdüreceklerini ayrıntılarıyla açıklayamayan" çevrenin korunması değerini savunan çevreci ve yeşil olarak adlandırılan toplumsal gruplarla çatışmaktadır (Frankel: 246).

Toplumsal bir hareket olarak çevreci ve yeşil gruplar ile sendikalar arasındaki ilişki ve etkileşim biçimleri oldukça farklıdır. Özellikle bu gruplar kimya, nükleer enerji ve çevre sorunu yaratan diğer sektörlerde sendikalarla karşı karşıya kalmaktadır (Frankel: 245-246). Sendikalar ile bu grupların karşı karşıya kalmasının temelinde istihdamın korunması amacı yatmaktadır.

a. Sendikaların Etkinlikleri

Sendikalar, çevre sorunları karşısında, çevrenin korunması gerekliliğine ilişkin değeri paylaşır ve destekler görünmektedir. Ancak, yaşanmış bir çok olgununda ortaya koyduğu gibi, istihdam düzeyini olumsuz etkileyecek, işsizliği ve eksik istihdam oranını arttıracak her türlü çevre koruma girişimleri, özellikle çevre sorunu yaratan işyerlerinde örgütlü sendikalardan sert tepkiler almaktadır. Bu durumda, sendikalar ile çevre koruma politikalarını destekleyen gruplar arasında çatışmalar ortaya çıkmaktadır.

İstihdam sendikaların çevre sorunlarına ve çevre koruma politikalarına yaklaşımını belirleyen temel bir unsurdur. Sendikalar istihdamı azaltmayan, işsizliği ve eksik istihdamı arttırmayan çevre koruma politikalarını destekler görünmektedir (ICFTU, 1998: 19). Bu bağlamda, istihdamın azalmasıyla sonuçlanacak ya da istihdamın artmasını engelleyeceğinden kuşku duyulan her türlü çevre koruma uygulamasına sendikalar direnç gösterebilmektedir. Sendikalar işgücü yoğun bir yatırımı gerekli kılan çevre koruma programlarına ve girişimlerine destek vermektedir. Ancak, sendikalar sermaye yoğun üretimi geliştiren ve istihdamı azaltıcı sonuçlar doğuran politika ve girişimlere açıkça karşı çıkmaktadır (Karaman: 184-185).

Sendikalar çevresel konularda kamuoyunu bilgilendirmek, harekete geçirmek ya da halkla ilişkilerini sağlayacak bir dizi etkinliği yaşama geçirmektedir. Sendikalar, çevresel konularda deklarasyon, bildiri, rapor, program, stratejiler hazırlamakta, bunları yayınlamakta ve toplantılar düzenlemektedir. Toplumda ve sendika üyeleri arasında çevre duyarlılığını arttırmak amacıyla kampanyalar düzenlemenin yanında, çevreci, yeşil ve ekolojist gruplarla işbirliği yapıldığı da görülmektedir. Aynı zamanda, Avrupa ülkelerinde sendikaların, çevre uyumlu turizm kampanyaları düzenledikleri veya bu tür kampanyalara destek oldukları bilinmektedir (Hildebrandt-Schmidt: 107-127).

Çevre sorunları ve bunların önlenmesine yönelik girişimlerin uzmanlık ve bilgi gerektirdiği açıktır. Sendikalar bilgi ve uzmanlık gereksinimini bilim adamları, araştırmacılar ve çeşitli uzmanlık örgütleri ile işbirliği yaparak bilgi alışverişi sağlama yanında, kendi çevre araştırma enstitülerini veya araştırma merkezlerini kurarak karşılamaktadır.

Sendikalar çalışma koşullarına ilişkin konular da olduğu gibi, çevresel konularda da hükümetler ve yasama organı üzerinde etkili olmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda, ulusal düzeyde çevre politikalarının belirlenmesine katkı yapmak ve hükümet üzerinde baskı kurarak çevre koruma politikalarının oluşturması sürecini etkilemeye çalıştıkları görülmektedir. Gerçektende, İtalya'da çevre koruma amacı ile alınmış önlemler nedeniyle işini kaybetmiş çalışanlara gelir desteğinin yapılmasını ve bu amaçla bir fon oluşturulması öngören bir yasa tasarısı sendikalarca hazırlanmıştır (Hildebrandt-Schmidt: 126).

Çoğu sendika çevre eğitimini mesleki eğitimin bir parçası olarak kabul etmektedir. Çalışanların çevre sorunları ve koruma politikaları hakkında bilgilendirilmeleri ve eğitilmelerini sıklıkla istemekte ve bu tür eğitim etkinlikleri düzenleyerek, devlet ve işveren ya da işveren örgütleri ile işbirliği geliştirmektedirler (ICFTU, 1992: 40; ICFTU, 1998: 43-44).

Üretim sürecine ilişkin bir dizi istem sendikalar tarafından dile getirilmektedir. Bu çerçevede, sendikalar örgütlü oldukları işyeri ve sektörlerde işverenler ile çevre sorunları hakkında görüşme yapmaktadır. Aynı zamanda, çalışanların işletmelerde çevre ve işgücü sağlığına ilişkin bilgi edinme, düşünce ve isteklerini belirtme, şikayette bulunma ve kararlara katılmaları sürecini bir hak olarak işverenlere kabul ettirme girişimleri belirgindir. Üretim sürecinde zehirli ve insan sağlığına zararlı maddelerin kullanılmasını karşı çıktıkları da görülmektedir. Son olarak, özellikle gelişmiş ülkelerde işçi sendikaları, işletmenin faaliyetleri nedeniyle çevrenin riske girdiği durumlarda, işçilerin işi bırakma veya işi durdurma hakkının kabul edilmesine yönelik istemlerde bulunmaktadır (ICFTU, 1998: 43-44; Lordoğlu-Törüner: 134-136; Hildebrandt-Schmidt: 107-127; Vargı, Mart: 34-35; Vargı, Ocak: 38-39).

Çevre sorunları ve bu sorunların önlenmesi günümüzde karşılıklı ekonomik, sosyal ve siyasal bağımlılığı ifade eden küreselleşme sürecinin merkezinde yer almaktadır. Özellikle, gelişmiş ülkelerde yaşayan geniş toplum kesimleri ve sendikalar küreselleşmenin en önemli unsurlarından olan uluslararası ticaret ve uluslararası sermaye akıcığı ile çevre koruma standartları arasında bir ilişkinin kurulmasını zorunlu görmekte ve bu yönde politik istemler geliştirmektedir.

b. Toplu Sözleşmeler

Sendikalar toplu görüşme sürecinde çevre korumaya ilişkin istemde bulundukları ve bağıtladıkları toplu sözleşmelerde bu istemleri kısmen hükme bağladıkları görülmektedir. Bazı durumlarda ise, sendikaların işveren veya işveren sendikasıyla yalnızca çevre konusunu kapsayan özel (toplu) sözleşmeler yaptıkları da görülmektedir. Avrupa ülkelerinde bu tür özel sözleşmelere "yeşil sözleşmeler" adı verildiği bilinmektedir (ICFTU, 1992: 40-41, 55-56).

Toplu iş sözleşmelerinde ve yeşil sözleşmelerde yer alan düzenlemelerin genel hatları şunlardır (Hildebrandt-Schmidt: 107-127; Vargı, Şubat: 26-27):
¨ İşveren ve işveren örgütleriyle ulusal, bölgesel ya da sektörel düzeyde ortak çevre-sağlık enstitülerinin kurulması
¨ İşverenlerin çevresel konularda çalışanların ve sendikaların rolünü kabul etmesi, işyerinde ortak değerlendirme, tartışma hakkının tanınması
¨ İşyerlerinde çevre sorunlarına yönelik komitelerin kurulması, çalışanları temsil eden delegelerin tanınması veya önceden var olan bir komitenin ya da temsil yapısının yetkilerinin çevresel konuları da kapsayacak biçimde genişletilmesi
¨ Çalışanların ve yöneticilerin çevre eğitimine tabi tutulması, eğitim masraflarının işveren tarafından karşılanması
¨ Çalışanların bilgi edinme ve katılma hakkının tanınması ve güvence altına alınması
¨ Çevre ve sağlık bakımından zararlı olan maddeleri çalışanların şikayet haklarının düzenlenmesi ve güvence altına alınması
¨ İşyerlerinde kullanılan veya gelecekte kullanılacak hiç bir malzemenin çevresel zarar oluşturacak bir nitelik taşımamasını işverenin kabul etmesi
¨ Çevre için önemli bir tehlike oluşması veya olasılığının bulunması durumunda çalışanların işi durdurma hakkının tanınması ve bu hakkın nasıl kullanılacağının düzenlenmesi
¨ Kirliliğin çok fazla olduğu işyerleri ve işlerde yüksek ücret politikasının uygulanması
¨ İşyerine ulaşımda toplu taşımanın özendirilmesi ve kurşunsuz benzin kullanımı
¨ İşverenin ve sendikanın çevre koruma amacını her zaman göz önünde bulunduracaklarını açıklamaları

Sonuç

Çevre sorunları ve çevre koruma politikaları çalışanları çeşitli düzeyde ve biçimlerde etkilemektedir. Diğer yandan, çevreci veya yeşiller gibi yeni toplumsal hareketlerin istemleri ve girişimleri endüstri ilişkileri sisteminin çevresel konuları da kapsayacak biçimde genişlemesine yol açmaktadır.

Bu nedenler dolayısıyla, sendikalar çevre sorunlarına ve çevre koruma arayışlarına yönelik sendikal politikalar oluşturmaktadır. Sendikaların çevresel konulara ilişkin politikalarını belirleyen temel unsurlar istihdam ve işgücü sağlığıdır. Bu bağlamda, özellikle çevre sorunu yaratan sektörlerde ve işyerlerinde örgütlü sendikaların, üyelerinin işleri kaybetmelerine yol açacak koruma arayışlarına oldukça sert muhalefet ettikleri görülmektedir. Diğer yandan, işgücü sağlığı ile çevre sağlığı önlemleri birbirlerini tamamlayacak biçimde bir araya gelmiştir. Bu çerçevede, sendikalar işgücü sağlığı ve çerçeve sağlığı önlemlerine destek olmaktadır.

Sendikalar çeşitli biçimlerde ve içeriklerde çevre sorunlarına ve çevre korumaya ilişkin etkinliklerde bulunmaktadır. Çevresel konular endüstri ilişkileri sisteminin içerisine girmiş durumdadır. Toplu sözleşme görüşmelerinde çevresel konuların gündeme gelmesi, toplu sözleşmelerde çevrenin korunmasına ilişkin hükümlerin bulunması, hatta işverenlerle sendikaların yalnızca çevresel konuları düzenleyen özel toplu sözleşmeler yapması bu durumun en açık göstergesidir.

Yararlanılan Kaynaklar

Erhan Acar, İşçi Sağlığının Boyutları, 2. Ulusal İşçi Sağlığı Kongresi (4-7 Nisan 1988), Türk Tabipleri Birliği, Ankara 1988, s.31-33.
P. Tybjerg Aldrich, The Danish Case Study, (içinde) Industrial Relations and the Environment- Case Studies, Edit.: Kees Le Blansch vd., European Foundation for the Improvement of Living and Working Conditions, Luxembourg, 1994.
A.S. Bhalla, "Conclusions and Future Perspectives", (içinde) Environment, Employment and Development, Edit.: A.S. Bhalla, International Labour Organisation, Geneva, 1992, s.161-172.
Kees Le Blansch-Eckart Hildebrandt, "Introduction to the Case Studies", (içinde) Industrial Relations and the Environment- Case Studies, Edit.: Kees Le Blansch vd., European Foundation for the Improvement of Living and Working Conditions, Luxembourg, 1994.
Toker Dereli, "Batı Ülkelerinde ve Türkiye'de Sendikaların Karşılaştıkları Sorunlar ve Başlıca Gelişmeler", İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, (1988).
J.A. Doeleman, "Employment Concern and Environmental Policy", (içinde) Environment, Employment and Development, Edit.: A.S. Bhalla, International Labour Organisation, Geneva, 1992, s.41-75.
Nusret Ekin, "Değişim ve Sendikaların Geleceği", Mercek Dergisi, S. 2 (Nisan-1996).
A. Gürhan Fişek, "Hedef: Çevre ve Meslek Hastalıkları", '93-'94 Petrol-İş, İstanbul, 1995, s. 320-326.
Boris Frankel (Çev. Kamil Durand), Sanayi Sonrası Ütopyalar, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1991.
Andre Gorz, (Çev. Işık Ergüden), İktisadi Aklın Eleştirisi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1995.
Eckart Hildebrandt-Ebarhard Schmidt, Industrial Relations and Environmental Protection in Europe, European Foundation for the Improvement of Living and Working Conditions, Luxembourg, 1994.
ICFTU, "A New Strategy for Trade and Development", Statement on the Agenda for the Third Ministerial Conference Of the WTO (30 November-3 December 1999), Seattle, 1999. (11.02.2003 tarihinde www.icftu.org/english/els/esc199wtostatseattle.htm)
ICFTU, Environment and Development: The Trade Union Agenda, Fifteenth ICFTU World Congress, Caracas, 1992.
ICFTU, Commitments for Sustainable Development, Trade Union at the United Nations Headquarters (20April-1 May 1998), New York, 1998. (11.02.2003 tarihinde www.icftu.org)
M.P. Jackson (Çev. Erinç Bilginoğlu), Sendikalar, Öteki Yayınları, Ankara, 1991.
Z. Toprak Kahraman, "Globalleşmede Çevre Faktörü ve Korumacı İdeolojiye Politik Bir Yaklaşım", Yeni Türkiye, Y.1, S.5.
Recep Kapar, Çevre Sorunları ile Çevre Koruma Politikalarının İşçiler Üzerindeki Etkileri ve İşçi Sendikalarının Çevre Politikaları, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Eskişehir, 1997.
Meryem Koray, Değişen Koşullarda Sendikacılık, TÜSES Ya., İstanbul, 1994.
Meryem Koray, "Değişen Koşullarda Sendikalar İçin Bazı temel Tartışma Noktaları", (içinde) İnsan, Toplum, Bilim (4. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi), Derleyen: Kuvvet Lordoğlu, Kavram Yayınları, İstanbul, 1996.
Kuvvet Lordoğlu-Mete Törüner, Çalışma Ekonomisi, Beta Yayınları, B. 2, İstanbul, 1995.
Ata Soyer, "Üçüncü Dünyaya Tehlike İhracı: Sanayileşmede Çifte Standart", Bilim ve Sanat Dergisi, S. 92 (Ağustos-1988).
Sinan Vargı, "Çevrenin Korunmasında Sendikaların Rolü", Türk-İş Dergisi, S. 285 (Ocak-1994).
Sinan Vargı, "Toplu İş Sözleşmeleri ile Çevrenin Korunması", Türk-İş Dergisi, S. 286 (Şubat-1994).
Sinan Vargı, "Çevrenin Korunması Konusunda Sendikalar Tarafından Yürütülen Çalışmalar", Türk-İş Dergisi, S.287 (Mart-1994).

44531 kez görüldü, 2 kez indirildi.

<< --
 
EBSCO
PROQUEST
CABELLS DIRECTORY
INDEX COPERNICUS
SOCIOLOGICAL ABSTRACTS
ASOS Akademia Sosyal Bilimler Index
Üye Girişi
DUYURULAR/HABERLER
Dergide yayınlanan yazılardaki görüşler ve bu konudaki sorumluluk yazarlarına aittir.
Ampirik veriler, değerlendirme sürecinde hakem veya hakemler tarafından talep edilirse, yazar veya yazarlar ilgili verileri paylaşırlar.
Bu verilerin bir başka çalışmada kullanılmaması esastır.
© 2000 - 2017 İş,Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi