Yıl: 2003/ Cilt: 5 Sayı: 2 Sıra: 1 / No: 141 /     DOI:

"Bilgi Toplumu"nun Getirdikleri Ve Türkiye
Prof.Dr. Veysel BOZKURT
Uludağ Üniversitesi - İİBF - Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

Elinizdeki tek araç çekiç ise, tüm sorunları çivi olarak görürsünüz.

A. Maslow

Giriş

Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, bütün dünyada yeni bir "devrim"in yaşandığı sıkça ifade edilmeye başlandı. Adına "endüstri devrimi"inden esinlenerek "enformasyon devrimi" denilen bu dönüşüm, çalışma, yaşama ve düşünme şekillerimizde, oldukça ciddi etkilerde bulunmaya başladı. Aydınlanma'nın "ilerlemeci" anlayışını kendisine zımni olarak baz alan bu "yeni toplum" düşüncesi, büyük ölçüde "teknolojik determizim" anlayışı üzerinde yükselmektedir. Her ne kadar, bir takım sosyologlar, teknolojiye ilişkin determinist yaklaşımları reddetseler bile, büyük ölçüde, teknokratik bir tavır içerisinde olan bu yeni toplumun teorisyenleri, "enformasyon toplumu"na doğru gidişin temel nedenini "telekomünikasyon ve enformasyon teknolojileri" ile açıklamak yoluna gitmektedirler.

Aslında sosyal teoriye ilişkin kaygıları ve epistemolojik tartışmaları bir tarafa bıraktığımızda, telekomünikasyon ve enformasyon teknolojilerinin, içinde yaşadığımız dünyayı, bir daha geri dönülemez biçimde derinden etkilediği, inkarı mümkün olmayan bir gerçek. Özellikle yapısal unsurlar açısından geçmişle (endüstriyel toplumla) bir kırılmayı yaşıyoruz. Endüstrileşme artık "yeni toplum"un ayırıcı vasfı değil. Gerek üretim, gerekse istihdam içindeki payı olağanüstü bir oranda gerilemiş durumda. Artık gücün de zenginliğin de ana kaynağı endüstri değildir; bir malın bilgisinin üretimi, kendisinin üretiminden çok daha önemli hale gelmiştir.

Dolayısıyla adına ister "enformasyon toplumu" (Masuda), ister "bilgi toplumu" (Drucker), ister "post-endüstriyel toplum" (Bell), isterse daha çok bu yeni toplumun kültür boyutunu kendisine merkez alan ve anonimleşmiş bir kavram olan "post-modern toplum" diyelim, ortada fiili bir durum var: İçinde yaşadığımız çağın açıklanmasında modern/endüstriyel toplumun kavramları giderek daha çok cevap veremez hale gelmektedir

Ancak bu "yeni toplum"un daha iyi anlaşılabilmesi için, ana başlıklarıyla da olsa, modern/endüstriyel toplumların temel özelliklerini kısaca incelemekte fayda vardır:

MODERN/ENDÜSTRİYEL TOPLUMLARIN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Bilindiği şekilde modern endüstriyel toplum kendini geleneksel/tarım toplumlarının yapı ve değerlerinden hareketle tanımlamıştır. Geleneksel toplumlardan farklı olarak modern/endüstriyel toplum paradigması büyük ölçüde şu özelliklere sahiptir:

• Fabrika üretimi ya da endüstrileşme,
• İleri düzeyde işbölümü,
• Otoritenin merkezileşmesi,
• Bürokratikleşme,
• Büyük ölçekli işletmeler,
• Mekanik evren/ya da organizasyon anlayışı ve kişisellikten uzaklaştırma,
• Rasyonalite ve püritan etik
• İlerleme ve evrim anlayışı
• Düzen ve homojenleşme
• Yaşamın demistifikasyonu
• Standartlaşma ve kitle üretimi .

ENFORMASYON/BİLGİ TOPLUMU PARADİGMASI

Bir sıra dağdan diğerine doğrudan geçilmediğini, önce vadiye inmek, uçurumlarda yolunu yitirmek,
hatta ulaşılmayacak sıra dağların doruğunu bir süre hiç görmemeye katlanmak gerektiğini biliyoruz.
Ancak burada asıl tehlike hayali bir devamlılığa inanmak değil, tersine artık göremeyeceğimize göre, o dağlar mevcut olmasa gerek diye düşünüp, yürüyüşümüzü yarıda kesmenin gerektiği kanaatine varmaktır.

A.Touraine'in

Oysa enformasyon/bilgi toplumunun temel özellikleri ise şunlardır:

• Enformasyon/bilgi temelli ekonomiye ve topluma yöneliş
• Endüstri toplumunun simgesi olan makine teknolojisinin yerini, enformasyon toplumunda, iletişim/enformasyon teknolojilerinin ve networklerin alması,

• Küresel rekabet,

• Hızlı değişim,

• Dolayısıyla ölçek ekonomisinden zaman ekonomisine yöneliş,

• Esneklik ve çeviklik,

• Bürokratik yapıların ayak bağı olarak görülmesi,

• Her alanda merkeziyetçilikten uzaklaşma,

• Farklılaşma,

• İnsan beyinin akılcılaştırma yönünde tek boyutlu geliştiren modern düşüncenin yerine, akılla birlikte, insan doğasındaki yaratıcılık yeteneğinin de geliştirilmesinin hayati bir önem kazanması.Çünkü değişimim getirmiş olduğu belirsizlik ortamı içerisinde, önceden bilinen yöntemlerin ötesine, yeni yöntem ve kavramların geliştirilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir,

• Bu da daha çok hafızanın güçlendirilmesine dayanan ezberci eğitim anlayışının topyekün sorgulanmasına yol açmıştır.

• Modern/endüstriyel çağ her şeyi nesnelleştirmişti; enformasyon çağında ise Boudrilard'ın deyimiyle her şey kültürel hale geliyor. Bir diğer ifade ile endüstri toplumunun materyalist karakterinin aksine enformasyon toplumu, post-materyalistir. Çünkü enformasyon/bilgi bir mal olmanın ötesinde anlam taşımaktadır. Enformasyon bir mal olduğu kadar, insanların kültürel kimlikleriyle de yakından ilişkilidir,

• Cyberspaceler ve networkler,

• Bilgi işleri ve bilgi işçileri,

• Yaşam boyu eğitim,

• Bireyin konumunda güçlenme,

• Katılımcı demokrasinin gelişimi. Vatandanlar kamu idaresinden daha kolay haberdar olma ve katılma imkanına kavuşuyorlar,

Enformasyon ya da bilgi toplumlarını dinamikler ve trendler açısından ele alan Allen, merkezde bilgi ve enformasyonun kullanımını, onun hemen etrafında zihnin işlerinin, enformasyon mesleklerinin, bilgi elitlerinin, yeni sınıfın, enformasyonel gelişme tarzının, enformasyon teknolojilerinin, çok uluslu işletmelerin, eşitsiz global gelişmenin, artan hizmetlerin ve yeni sosyal hareketlerin, yer aldığını belirtmektedir.

Son halkada ise işin profesyonelleşmesinin, bilimsel ve idari işlerin bürokratikleşmesinin, ürün ve süreç olarak enformasyonun, merkezileşmiş kontrole karşı desantralize üretim birimlerin artışının, enformasyon networklerinin, post-materyal ihtiyaçların, gelişmiş ülkelerde bilgi üretiminin, buna karşılık gelişmemiş çevre ülkelerde kitle üretiminin olacağı toplumlardır

Mevcut gelişmeler endüstri toplumundan enformasyon toplumuna doğru köklü bir dönüşümün yaşandığına işaret etmektedir. Bu "derece" farkından değil, aksine "nitelik" farkından kaynaklanan bir değişmedir.

Ancak bu süreç modern endüstriyel toplumların düz evrimci mantığı içinde düşünülmemesi gerekir. Her ne kadar enformasyon toplumuna ilişkin özellikle ilk dönem teorilerinde etkili olsa bile, günümüzde bir "kategori"den diğerine geçiş biçiminde değil, bir çok sürecin bir arada varolabildiğine de tanık olmaktayız.

İŞYERİNDE DÖNÜŞÜM

Rekabet her şey demek değildir.
Ancak rekabet olmaksızın her şey hiç bir şeydir.

Martin Bangeman
(AB Enformasyon Toplumu Projesi Sorumlusu)

Enformasyon toplumuna geçiş sürecinde şüphesiz en köklü dönüşüm çalışma hayatında kendisini göstermektedir. Çalışma hayatının gereksinimleriyle yakından ilişkili teknolojik gelişme ve artan rekabet değişimin motor gücünü oluşturmaktadır. Bilgi toplumuna geçiş sürecinde işyerinde yaşanan dönüşümün daha iyi anlaşılması için, endüstriyel toplumunda işyerinin temel karakteristiklerini kısaca açıklamakta fayda vardır:

Endüstri uygarlığının gelişimine paralel olarak işin niteliğinde ve iş yerinde köklü dönüşümler ortaya çıkmıştır. Daha önce örnekleri görülmedik şekilde ortaya çıkan dev endüstriyel organizasyonların örgütlenmesi oldukça önemli bir sorun haline gelmiştir.

Weber'in "İdeal Tip Bürokrasi Teorisi", klasik örgüt teorilerinin ilk ve en önemlilerinden birisini oluşturmaktadır. Weber'in geçen yüzyılın son döneminde Batı Avrupa'daki gelişmelerden hareketle geliştirdiği bürokrasi teorisi daha sonraki yıllarda örgüt incelemelerinde en önemli kılavuz olmuştur. Bu teorinin ana özelliklerinin başında ileri düzeyde işbölümü gelir. Bilindiği gibi 19. yüzyılda gerek Batı Avrupa'da gerekse Amerika'da işgücünün temel karakteristiği içinde günümüz Türkiyesi'ne benzer şekilde "Ne iş olsa yaparım" diyen kırsal kesimden yeni göç etmiş ve geldiği yerle hala bağlarını sürdüren vasıfsız ya da yarı vasıflı işçilerin çoğunlukta oluşu dolayısıyla işler en vasıfsız işçilerin dahi anlayabileceği şekilde standartlaştırılmıştır. İşçi bu süreçte sadece kendisine verilen rutin işi yerine getiren kişidir.

Weber'in örgüt teorisinin ikinci özelliği ise dev kuruluşlar halinde faaliyette bulunan endüstriyel kuruluşlar içinde çok küçük parçalara bölünmüş işler arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla otoritenin merkezileştirilmesi yoluna gidilmesidir.

Weber, ilke olarak bürokrasiyi savunmamakla birlikte, rasyonel esaslara göre örgütlenmiş, endüstri toplumun bir ürünü olan bürokratik örgütlenmenin toplumun taleplerine diğer örgütlerden daha iyi cevap verdiği görüşündedir. Bunun yanı sıra bürokrasinin hesaplanabilir kurallara ve kişilere göre değişmeyen bir biçimde yürütülmesi onun bir diğer üstünlüğünü oluşturur. Weber'e göre bir örgüt ne kadar "insanilikten uzaklaşırsa" o kadar başarılı olur. Resmi işlerden sevgi nefret ve tüm hesaplanamaz kişisel rasyonel olmayan öğeler ne denli ayıklanırsa bürokrasi asıl niteliğine o denli yaklaşır. Bürokratik örgütlenmenin bu niteliği onun erdemi olarak kabul edilir (Weber, s.206) .Uygulamada endüstri toplumunun iş örgütlenmesi yöntemi, Taylor'un "bilimsel yönetim" teorisiyle özdeşleşmiştir. Weber'den farklı olarak, Taylor bir bilim adamı değil bir mühendistir. Dolayısıyla Weber'in örgütlere ilişkin çalışmalarındaki teorik boyuttaki ağırlığın yerini Taylor'da daha çok uygulamaya yönelik boyut alır.

Bilgiyi işin incelenmesine uygulayan Taylor, işin analizini, daha sonra da mühendisliğini yapmıştır. Bilindiği gibi Taylor'un iş kavramını incelemeye başladığı dönemde işçilerle işverenler arasında oldukça şiddetli gerilimler mevcuttur. Ancak Taylor'a göre bu çatışma gereksizdir. Eğer verimlilik artırılabilirse hem işçiler hem de işverenler bundan kazançlı çıkacaktır. O, örgütün mekanik boyutu ile ilgilenmiş ve bir işi yapmak için "en iyi tek yolu" bulmak istemiştir:

• Atadan kalma yönetim anlayışı yerine bilimsel yönetimin tesisini

• Çatışma değil uyumu

• Bireycilik değil işbirliğini

• Sınırlı üretim yerine, maksimum üretimi

• Her insanın etkinliğinin ve refahının maksimum düzeyde artırılması savunmuştur.

Bu anlayış büyük ölçüde, hem sosyalist hem de kapitalist sistemlerde işçinin tembel olduğu, insanın doğası gereği çalışmayı sevmediği ve sorumluluktan kaçındığı varsayımlarına dayanır. Nitekim insanın işten kaytarmasının genel bir kural olduğunu söyleyen Troçki'nin "insan tembel bir hayvandır" sözü büyük ölçüde bu mentalitenin bir ürünüdür.

Taylor'un görüşleri özellikle sendikalar tarafından büyük tepki görmüş olmasına rağmen uygulamada öncelikle de ABD'de büyük rağbet görmüştür. Özellikle Henry Ford'un kitle üretimini öngören ve 20. yüzyıla damgasını vuran yönetim anlayışının temellerini, bu işin değerlendirilerek küçük parçalara bölünmesini ve standartlaştırılmasını öngören, yönetim anlayışına dayandırdığını görüyoruz. Bu sayede endüstri öncesi toplumun vasıf ve çalışma alışkanlıklarına sahip işçilerin verimleri çok daha kolay bir şekilde artırılabilmiştir. Taylor'un fikirlerinin uygulamaya geçirilmesinden sonra tüm ileri ülkelerde verim elli katına çıkmıştır. Bu verimlilik patlamasından işverenler kadar işçiler ve toplumun diğer üyelerim de faydalanmıştır.

Özetle belirtmek gerekirse bu üretim biçiminin temel özellikleri şunlardır: (Allen, s.185)

1. Standart parçaların birleştirilmesi, özel amaçlı makinaların kullanımı, işgücünün vasıf yönünden fragmantasyonu ve montaj hattı.

2. Büyük hacimli kitle üretimi yoluyla sağlanan ölçek ekonomileri,

3. Gümrük duvarları yoluyla korunan pazarlarda, uzun süreli standart mal üretimi,

4. Büyük fabrikalarda yarı vasıflı kitle işçileri ile yüksek ücretli işçilerin konsantrasyonu,

5. Merkezi yönetim tarafından karakterize edilen, işin örgütlenmesinin hiyerarşik ve bürokratik biçimi,

6. Arz, talep ve refah dengeleri ve Keynezyen politikalar tarafından düzenlenen ulusal devlet ekonomilerinin yönetimi,

7. Kitle üretimi ve kitle tüketimi arasında bağlantının mevcudiyeti.

1970'li yıllar Dünyada genel ekonomik krizle birlikte Taylorist/Fordist kitle üretiminin de krize girdiği yıllardır. Bilindiği gibi kitle üretiminin varlığını sürdürebilmesi standart tüketim kalıpları ve istikrarlı pazarların mevcudiyeti ile yakından ilgilidir. Ayrıca kitle üretiminde pazarlar hem kitle olarak üretilmiş mallar için yeterli, hem de büyük ölçekli firmaların maliyetlerini amorti edebilmesi için istikrarlı olmalıdır. 1970'li yıllara değin gerek ulusal gerekse uluslararası piyasalar kitle üretimi için oldukça müsait olmuştur. Bu dönemde uygulanan Keynezyen politikalarla desteklenen "refah devleti" uygulamaları piyasaları genişleterek kitle üretimi için oldukça uygun bir ortam sağlamıştır. (Lovemen, s.2)

Yukarıda belirtilen tarihten sonra ise piyasalarda genel bir istikrarsızlık görülmeye başlanmıştır. Ayrıca giderek ucuzlayan teknoloji küçük ve orta ölçekli firmalara geçmişten farklı olarak, büyükler karşısında rekabet edebilme şansı vermesi piyasalarda rekabetin daha çok kızışmasına ve dolayısıyla kitle üretiminin de daha çok krize girmesine yol açmıştır. Ayrıca rekabetin arttığı bu dönemde giderek daha çok seçeneğe sahip hale gelen tüketici de daha fazla kırılgan hale gelmiştir. Dolayısıyla esnekliği olmayan, büyük stoklarla çalışan dev firmalar, talepleri kısa sürede değişen oldukça nazlı tüketicilerden oluşan istikrarsız piyasalarda eski avantajlarını kaybederek yaşam mücadelesi vermeye başlamışlardır.

Bunun yanı sıra 70'li yılların sonundan itibaren bazı ülkelerin, talebi canlandırmayı öngören Keynesyen politikalardan sıkı para politikasını öngören Friedmancı politikalara yönelmiş olmasının da etkisiyle talepte daralmaların ortaya çıkması kitle üretiminin çok daha olumsuz etkilenmesine yol açmıştır.Özellikle petrol fiyatlarının artışı devletlerin sosyal refah harcamalarını kısmalarına yol açmıştır.

Kitle üretiminin çözülmesinde yukarıda anılan faktörlerin dışında teknolojik gelişmenin çeşitliliği ve "sipariş usulü çalışma"yı ucuzlatmış olması kitle üretiminin avantajlarını ortadan kaldırmıştır. Bunun yanı sıra geçmişte kitle üretiminin rasyonel örgütlenmesi olarak kabul edilen katı bürokratik yapılanmalar yeni toplumun ve ekonominin gereksinimlerine cevap veremez olmuştur. Bir diğer ifade ile 70'lerdeki petrol krizi aynı zamanda eski endüstri toplumunun da ölümü anlamına gelmektedir

BİLGİ ÇAĞININ İŞYERİ

Eğer fax-e.mail kullanıyorsanız, enformasyon toplumunda bir ayak parmağınız vardır
Eğer www(internet) kullanıyorsanız, enformasyon toplumda bir ayağınız vardır
Eğer networkler (bilgisayar ağları)ile çalışıyor, öğreniyor ve meslektaşlarınızla haberleşiyorsanız,
O zaman enformasyon toplumundasınızdır.

Özellikle 1970'li yıllardan itibaren artan rekabet ortamında faaliyette bulunan işletmeler yeniden yapılanma sürecine girmişlerdir. Çünkü kitle üretimi için gerekli olan piyasalar büyük ölçüde doyma sürecine girmiş ve rekabet son derece şiddetlenmiştir.

Yine ucuzlayan ve yaygınlaşan teknolojiler sayesinde kitle iletişim araçlarında tekeller kırılmaya başlanmış ve toplumsal farklılaşma ve dolayısıyla bireyselleşme güç kazanmaya başlamıştır. Tüketici artık kendisine sunulan çeşitli ürünler karşısında gerçek anlamda krallığını ilan etmiştir. Bir üründen diğerine çok daha kolay geçer hale gelmiştir. Sürekli en iyi ve en ucuz mala doğru değişen ve farklılaşan tüketicinin taleplerine kitle üretimi cevap veremez hale gelmiştir. Buna karşılık dev firmalar karşısında, daha küçük ve esnek firmalar pazarlarda daha avantajlı hale gelmeye başlamışlardır.

Ayrıca Fordizmin kitle üretim anlayışına karşı çıkılmasında, ekonomik faktörler yanında, onun beraberinde getirmiş olduğu bireyin konumunu geri plana iten, yeknesak hale dönüştürülmüş yaşam biçiminin de etkisi olmuştur. Bilindiği şekilde aşırı işbölümünü öngören kitle üretiminin bireyin yabancılaşmasına yol açmış olması,"Modern Zamanlar" filminde ya da "İnsan İlişkileri" ekolünde olduğu gibi aydınlardan oldukça sert eleştiriler almıştır.

Şirketler varlıklarını koruyabilmek için piyasanın taleplerine hızla cevap verecek tarzda örgütlenme arayışına girmişlerdir. Geçmişte kitle halinde standartlaştırılmış üretimde bulunan firmalar, daha esnek ve daha çevik örgütlenme biçimine yönelmişlerdir.

İşyerinin Yeniden Örgütlenmesi

70'lerin sonlarından itibaren kitle üretiminin krize girmesi neticesinde işin örgütlenmesinde yeni arayışlar başlamıştır. Ortaya çıkan bu üretim biçimi Lash ve Urry gibi bazı sosyologlar tarafından çok net bir görünüm sergilemediğinden sermayenin düzensiz yeniden yapılanması ya da "örgütsüz kapitalizm" (disorganized capitalism) olarak tanımlamaktadır (1987).

Ancak bugün yeni üretim düzenini tanımlamada en çok kullanılan kavramlardan birisi, esnek üretimdir. Giderek yaygınlık kazanan (ve Tabloda görüldüğü şekilde Toyotoizm olarak da adlandırılan) bu üretim biçiminde işin örgütlenmesinin geçmişten farklı olarak çok köklü bir dönüşüme uğradığına tanık olmaktayız.

Taylorist-Fordist Modelin unsurları Fonksiyonel Alternatif (Toyotoizm (1)

 

Standart üretim

Ürün farklılaşması
Bant üretimi Modül üretim
Tek amaçlı makineler Esnek makineler
Vasıfsız işçiler Vasıflı işçiler
Düşük iş motivasyonu(Umursamazlık) Yüksek iş motivasyonu (Özdeşleşme)
Çatışmacı iş ilişkileri İşbirliğine dayanan ilişkiler

 

Hiyerarşik yönetim

Katılımcı yönetim
Dikey işbölümü(planlama ve uygulama arasında ayrım) Dikey iş entegrasyonu (Zenginleştirme)
Dışarıdan kontrol İçeriden kendi kendini kontrol

 

Yatay işbölümü(Görevlerin aşırı sınırlandırılması)

Yatay iş entegrasyonu (genişletme)
İşçileri iş yerine bağlama Rotasyon

 

Makine temposuna uygunluk

Montaj hattından bağımsızlık
Zaman standartları Zaman egemenliği
Bireysel çalışma Grup çalışması

(1) Bu tablodaki Fonksiyonel alternatifler Toyotoizmin sınırlarının çok ötesine geçmektedir.
Kay. Ak. Naschold

Kitle üretiminin bant üretimi yerine, yeni üretim biçimi içerisinde bilgisayarlarla desteklenmiş modül üretimin ön plana çıktığını görmekteyiz.

Yine standart üretim mantığı çerçevesinde tek amaç için tasarlanan makinaların yerlerini, yeni üretim biçimine uygun olarak esnek makinaların almaya başladığını görmekteyiz.

Ayrıca yukarıdaki tabloda da görüldüğü şekilde işin yeniden örgütlenmesi sürecinde çatışma yerine işbirliği; makine temposunda çalışma yerine de bant üretiminden bağımsız çalışma tercih edilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla çalışan bireyin makineyle ilişkisi değişmektedir.

Bir tür esnek üretim biçimi olan yalın üretimin temel felsefesi Tablo.6'da da görüldüğü gibi Japon toplumunun değerleriyle de yakından ilgilidir.

Japonların grup kültürü, işyerine aşırı bağlılığını öngören iş ahlakı, ömür boyu istihdam gibi uygulamalar, yeni üretim biçimi için uygun bir kurumsal ya da kültürel ortam oluşturmuştur.
Kısaca belirtmek gerekirse, esnek ya da yalın üretimin özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz (Preffer, s.61):

• Fazla işçilerde dahil, stok fazlalığı kaldırılır,

• Kalite ve etkinlik doğru orantılı kabul edilir ve kaliteden taviz verilemez,

• Bir üründen diğerine hızla değişebilme yeteneğine önem verilir,

• Üretim sürecini gerekli şekilde anlayan çok becerikli elemanlar vardır,

• Eğitime gerekli şekilde önem verilir,

• İyi eğitimli işçileri elde tutmaya önem verilir,

• Ücret sistemi, şirketin, tesisin ve bireyin performansına kısmen bağlıdır,

• Statü engelleri azaltılır,

• Yüksek bağlılığa dayalı iş uygulamaları vardır.

Yeni İşyerinin Değerler Boyutu

Yukarıda da belirtildiği şekilde, endüstri uygarlığı, herşeyi nesnelleştirerek, değerleri mümkün olduğunca dışarıda tutmaya çalışmıştır. İşgücü makinanın bir parçası olarak değerlendirilmiştir. Oysa enformasyon toplumunda değerler ve iş ahlakı son derece önemli hale gelmektedir. Çünkü yeni anlayış içinde işletmenin rekabette en önemli kayna işgücünün becerisi ve sadakatidir. Endüstriyel mallar gibi somut olmayan bu çağın stratejik kaynağı olan bilgi/enformasyon saniyelerle bir yerde bir başka yere aktarılabilmektedir. Çoğu kere üstlerinden daha çok şey bilen yeni işçiler eğer işyerine karşı bir bağlılığa ya da sorumluluk duygusuna sahip değillerse işyerlerini çok büyük zararlara uğratabilirler.

Nitekim enformasyon toplumuna geçiş sürecinin hız kazandığı 1980'li yıllarda, çalışma hayatında moral değerlere ilginin "iş ahlakı" ya da "kurumsal kültür" adı altında yeniden hızla yükselişine tanık olunmuştur. Öncelikle Amerika'da başlayan bu yeni dalga daha sonra çok sayıda ülkede yoğun olarak tartışılmaya başlanmıştır.

Bugün aralarında Harward gibi üniversitelerin de bulunduğu çok sayıda kurumda iş ahlakı konusunda dersler verilmektedir. Akademisyenler konuya büyük ilgi göstermektedirler.

İşletme ölçeğinde değişme

Enformasyon toplumuna geçiş sürecinde, endüstri toplumunda gözlenen dev örgütlerin egemenliğinin tersine ortaya çıkan önemli değişmelerden birisi de daha önce de belirtildiği şekilde küçük ve orta boy işletmelerin yükselişidir (Naisbit, 1990,s.271). Hizmet sektörünün gelişmesi gibi küçük ve orta boy firmaların yükselişi de işin örgütlenmesindeki değişmede son derece büyük etkiye sahip olmuşlardır (Nashold, s.310).

Ancak küçük ve orta boy işletmeler yeni bir olgu değildir. Yeni olan bugüne kadar alışılmış trendin dışında alışılmadık türden oransız bir şekilde gelişmesidir (Gregory s.57). Bugün küçük girişimciler milyarlarca dolarlık pazarları büyük firmaların ellerinden almaya başlamışlardır.

Enformasyon teknolojileri, çalışılan ölçek ile bulunulan yerin önemini azaltmaktadır. Bir diğer ifade ile bu firmaların ortaya çıkışında en önemli unsur olan yeni teknolojiler, işletmelerin rekabet şansını son derece arttırmıştır (Schwarz, s.47)

Bu global rekabet ortamında ise eğitim işletmelerin en önemli sorununu oluşturmaktadır. Okullarda olduğu gibi işletmeler de kendi içlerinde eğitimi ön plana çıkartmak zorunda kalmaktadırlar (Stone,46). Artık örgütlerde Taylor, Ford gibi gelişmeleri öğrenen bir kişinin olması yetmemektedir. Bundan böyle birinin tepeden düşünüp bulması ve örgütte geriye kalan herkesin bu büyük stratejistin emirlerini dinliyor olması, mümkün değildir. Çünkü gelecekte diğerlerinin önüne geçecek örgütler, kişilerin bir örgütün tüm seviyelerinde öğrenme yükümlülük ve kapasitesini, nasıl değerlendirebileceğini keşfedenler olacaktır (Senge,s.12). Aksi takdirde işletmelerin giderek şiddetlenen rekabet ortamına uyum sağlamaları imkansız hale gelmektedir.

Önümüzdeki dönemde bazı senaryolara göre bugünkü ileri düzeyde endüstrileşmiş ülkelerin gelecekte, endüstriyel üretim yerine, işin tasarımı ya da teorik bilginin üretimiyle meşgul olan ofisler haline dönüşebileceği; şimdiki gelişmekte olan ülkelerin ise gelecekte imalat işiyle meşgul olan fabrikalar olabileceği tartışılmaktadır. Ancak özellikle stratejik ürünlerin imalatını bugünkü gelişmiş ülkelerin, yarın gelişmekte olan ülkelere devredebileceğini düşünmek oldukça güçtür.

Ayrıca endüstri devrimiyle üreticilikten çıkmış olan ve sadece tüketici konumuna düşmüş olan ailenin, enformasyon toplumunda tekrar üretim sürecinde, geçmişten farklı şekilde de olsa merkezi önem kazanmaya başladığını görmekteyiz. Nitekim aile işlerinin sayısında bir artış da gözlenmektedir.

Ancak günümüzde yükselmekte olan enformasyon toplumunun en önemli karakteristiği oluşturan bilgi üretiminin esas olduğu işleri, mal üretimini dikkate alarak yapılan iş örgütlenmesi yöntemleriyle yapabilmek mümkün değildir.

Bilgi üretimi her şeyden önce onu üreten bireyin yaratıcılığını ön plana çıkartmayı gerektirir. Bu da yukarıdan dayatılan katı çalışma kurallarıyla yerine getirilemez. Tam aksine mevcut üretim sürecinde çalışanlara geçmişten daha çok bireysel sorumluluk düşmektedir. Yine bu süreçde çalışanların karar sürecine katılmaları gerektiği görüşü de yaygınlık kazanmaktadır. Ancak bu katılım endüstri toplumlarında gözlediğimiz motivasyon sürecinin bir parçası olarak görmenin ötesinde bugün kalite kontrol çemberleri örneğinde olduğu gibi "bir işi en iyi yapan bilir" anlayışına da dayanmaktadır.

Modernist ve post-modernist örgütlerin karşılaştırmasında da görüldüğü gibi, fonksiyonel sıralamada bürokrasinin yerini demokrasi, hiyerarşinin yerini piyasa almaktadır. Koordinasyon ve kontrol ise endüstri toplumunun modernist örgütlerinde yetki vermemeye dayanmasına karşılık, enformasyon çağının post-modernist örgütlerinde daha çok yetki devri ön plana çıkmaktadır. Misyon, hedef ve stratejiler açısından baktığımızda ise uzmanlaşmanın yerini, post-modernist örgütlerde yayılma almaktadır. Mümkün olduğunca dar bir alanda aşırı uzmanlaşmadan kaçınılmaktadır.

Modernist örgütlerden farklı olarak, post-modernist örgütler büyük ölçüde güvene dayanmaktadır. Karşılıklı güven, bugün insan kaynakları yönetiminin en çok üzerinde durduğu bağlılık, aidiyet duygusu ve takım çalışması gibi kavramlarla da yakından ilişkilidir.

Enformasyon çağının örgütlerinde insanlar hem birbirinden izole olmadan, sürekli bir diyalog içinde çalışacaklar hem de çok daha vasıflı, bağımsız ve mobil olacaklardır (Alsene, s.657).

Modern ve Post-Modern Organizasyonlar

Modernist

Post-modernist

1. Misyon, hedef, strateji ve esas fonksiyonlar

uzmanlaşma

yayılma

2.Fonksiyonel sıralama

bürokrasi

demokrasi

hiyerarşi

piyasa

3.Koordinasyon ve kontrol

yetki vermeme(örgütlerde)

yetki verme (örgütlerde)

laissez-faire(örgüt çev.)

endüstri politikası(örgüt çev.)

4.Sorumluluk ve rol ilişkisi

extra-organizasyonal

intra-organizasyonal

esnek olmayan

esnek

5.Planlama ve hiyerarşi

kısa dönem teknikler

uzun dönem teknikler

6.Perfonmans ve Ödül İlişkisi

bireysellik

kolektiflik

7. Liderlik

güvensiz

güvene dayalı


Kay. Clegg, s.181

Enformasyon çağında mekan kavramı büyük bir dönüşüme uğratmıştır. Mesafenin eski önemi kalmamıştır.

Yeni teknolojilerin zaman ve mekan kavramlarını değiştirmesi dolayısıyla örgütler de standartlaşmadan uzaklaşmaya başlanmıştır. Sanal şirket, network organizasyon, teleçalışma, evde çalışma gibi yeni iş ve işyerleri yaygınlık kazanmaya başlamıştır. İş yerkürenin her yerinde her zaman yapılabilir hale gelmiştir.

Örgütlerde hiyerarşik yapılar hızla çözülme sürecine girmiştir. Enformasyon teknolojilerinin sağladığı avantajla muhtemelen tek kişilik müteşebbisler ordusunun ortaya çıkması mümkün gözükmektedir.
Enformasyon ve komünikasyon teknolojilerinin, bilgi/enformasyona ulaşmayı kolaylaştırması, KOBİ'lere büyük şirketler karşısında önemli avantalar sağlamaktadır. Özellikle,geleceğin şirketi olarak değerlendirilen, sanal şirketler büyük ölçüde , networklerden faydalanarak, bu enformasyon paylaşımı ve işbirliği üzerinde gelişmektedir.

Bilgi çağının şirketi: SANAL ŞİRKET

Sanal şirket hem iç hem de dış kaynak kullanarak sahip olduğundan fazla kaynak kullanabilen bir şirkettir. Bu bağımsız şirketlerin katılımıyla oluşturulan, bir işbirliği türüdür. Dışarıdan bakan gözlemci için tek bir organizasyon olarak görülür. Ancak sanal şirket, ortak amaçlar için bir araya gelmiş bağımsız şirketler ağıdır.

Faydaları şu şekilde sıralanabilir: (Skyreme)

• Geniş, uzmanlaşmış kaynaklara ulaşmayı sağlar.

• Müşteri karşısına tek bir firma olarak çıkma avantajı sağlar

• Ellerindeki konulara ve projeler göre konular değiştirilebilir ve muhafaza edilebilir.

• Bireysel üyele şirket içindeykende bağımsızlıklarını muhafaza edebildikleri için, kendi pazarlarını da kullanabilirler.

• Çok uzaktaki piyasalara hızlı cevap vermek mümkün hale gelmektedir.

• Müşteriye daha yakın hale gelebilmektedirler.

Sanal şirkette bürokratik bir yapı yoktur. Herkes kendinin patronudur. Her şey bilgisayar ve modem vasıtasıyla yapılır. Bunun yanı sıra,

• Evde çalışma

• Tele çalışma

• Network organizasyon gibi, bilgi çağına özgü yeni işyeri türlerinin ortaya çıktığına tanık oluyoruz.

Bilindiği gibi, endüstri uygarlığı, işi aileden uzaklaştırdı; buna karşılık, enformasyon uygarlığı, işi tekrar eve getirmektedir. Bunun da toplumsal yapıda ve ilişkilerde sosyolojik bakımda oldukça öneml değişiklikler yapması beklenebilir. (Skyreme)

Bu etkiler olumlu olduğu gibi olumsuzda olabilir.

Evde çalışmanın olumsuz etkileri:

• Toplumsal etkileşimin yok olma tehlikesi
• Mesleki rolle ile aile içindeki rollerin birbirine karışmasından doğabilecek sorunlar
• Aşırı çalışmaya meyyal bir ortam yaratabilir
• yapılamsı gereken işler, bazan eve işilkin bazı sorumlluklar tarafından aksatılabilir
• Takım çalışması zorlaşabilir. Hatta uygun teknoloji olmadığında imkansız hale gelecektir.
• Şirket kültürü ile ilgili çok şey kaybolacaktır.

Evde Çalışmanın olumlu yanları:

• İstediğiniz zaman çalışabilirsiniz
• Hoşlandığınız yer işyeiniz olacaktır
• Her gün ofise gidip gelerek kaybettiğiniz zaman ortadan kalkacaktır.
• Kirlilik azalacaktır
• Şirket ofis kiralamak zorunda kalmayacağı için, maliyetler düşecektir.
• Hoşlanmadığınız insanlar tarafından rahatsız edilmeyeceksiniz.

Giderek üretim sürecinde daha çok ağırlığını hissettiren enformasyon teknolojisi karşısında Hindistan gibi emeğin en ucuz olduğu ülkelerin dahi rekabette oldukça zorlandıklarını görmekteyiz. Üstelik teknolojik gelişme trendine baktığımız zaman sürekli bir ucuzlama sürecine de tanık olmaktayız. Oysa sosyal boyuttan soyutlayamayacağımız emek için uzun vadede böyle bir gelişimin olabileceğini düşünmek mümkün değildir.

Enformasyon toplumunun sosyal yapısının nüvesini, insanların kendi istekleri ile katılmış oldukları gönüllü kuruluşlar (yani üçüncü sektör) oluşturacaktır (Masuda , s.120)

BİLGİ ÇAĞI VE TÜRKİYE

İnşallah değişen zamanlarda yaşarsın
Çin Bedduası

Önümüzdeki dönemde problemlerimizi ve geleceğimizi anlamak açısından C. Handy'nin deyimiyle "yeni bir düşünce şekli"ne ihtiyacımız var. Gelecekteki yaşamın bir parçası olarak, paradoksların kabulü, onunla birlikte yaşamakta ve idare edilmesinde ilk adım olacaktır. Handy'nin enformasyon toplumları için söylemiş olduğu bu paradokslar bizim gibi gelişmekte olan ülkeler açısından katmerli yaşanmaktadır. Ayrıca mevcut teorilerin bizim açımızdan açıklayıcılığı çok daha zayıftır.

Bugün Türkiye post-endüstriyel dönüşümün belirleyicisi olarak içinde olmasa bile, enformasyon çağının sonuçlarından çok büyük ölçüde etkilenen bir ülke konumundadır.

Türkiye'nin enformasyon/bilgi toplumu haline gelebilmesi için, önünde ciddi engeller var. Bunların başında çok iyi yetişmiş insan gücüne gereksinim var. Yeni teknolojileri üretecek ve kullanacak bu insan gücünün üretilmesi bazen bir nesil gerektirebilir. Ayrıca bu insan gücünü yetiştirmek kadar elinde tutabilmek de güç hale gelmektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin enformasyon çağını yakalaması büyük ölçüde bu hızla artan nüfusunu yeni gelişmeler doğrultusunda iyi eğitebilmesine bağlıdır.

Bilindiği gibi bilgi/enformasyon, eğer gerekli alt yapı ve onu kullanabilecek işgücü mevcut ise bir yerden bir başka yere adeta ışık hızı ile aktarmak mümkündür. Bu da gerekli insan gücü potansiyeline sahip olduğumuzdan bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin avantajını oluşturmaktadır. Bir diğer ifade ile doğru tercihlerde bulunulduğu takdirde gelişmekte olan ülkelere büyük bir fırsat da sağlamaktadır (Cresson, s.26).

Türkiye'de rekabetten uzak, ezbere dayanan eğitim düzeni önemli bir sorundur. Hem kantite hem de kalite olarak enformasyon toplumunun gerekleri doğrultusunda eğitime ağırlık verilmesi anahtar bir unsur olacaktır. Ayrıca mümkünse tersine beyin göçünü sağlayacak gerekli düzenlemeler önem arz etmektedir.

İşletmeler hala ar-ge'nin önemini kavramış değiller. Bizim Bursa'da iki organize sanayi bölgesinde yapmış olduğumuz bir araştırmaya göre, belli bir ölçeğin üzerindeki işletmelerin sadec yüzde 25'i ar-ge'ye sahip olduğunu belirtmişlerdir. Ancak bu yüzde yirmibeşlik payın da çok büyük bir kısmı, ar_ge'den ziyade, ar-ge adı altında yapılan proses iyileştirler. Firmalar büyük ölçüde daha kolay ve garantili olduklarına inandıkları, teknoloji transferi yoluna gitmektedirler. (Bozkurt, Aytaç, s.263-266).

Türkiye enformasyon çağının gerisinde kalmak istemiyorsa, er veya geç mutlaka enformasyon alt yapısını kurmak zorundadır. Bunun çok maliyetli bir iş olduğu gerçektir; ancak bu alanda bütünüyle tüketici olarak kaldığı müddetçe önümüzdeki dönemde ödeyeceği bedel çok daha fazla olacaktır.
Ar-ge yardımına ilişkin 22300 sayılı karar, bu yolda atılmış doğru bir adımdır. Özellikle kararda enformatik, ileri malzeme teknolojileri, gen mühendisliği/biyoteknoloji, uzay ve havacılık teknolojileri gibi alanlarda destek miktarının artırılması isabetlidir; ancak yeterli değildir. Bunun eğitim ve diğer alanlarla bir bütünlük içerisinde çok daha kapsamlı bir desteğe dönüştürülmesi gerekir.

Türkiye, enformasyon toplumunun altyapısını oluşturan teknolojilerinin üretimine yönelik, çok köklü bir seferberliği başlatmadığı müddetçe, tüketici olarak yaptığı harcamalarla (ki bu başlangıç da kaçınılmazdır) gelişmiş ülkelerin ar-ge faaliyetlerini finanse edecektir. Bunun maliyeti çok daha yüksek olacaktır.

Enformasyon teknolojilerinin giderek artan bir şekilde emeğe ikame edilmesi, önümüzdeki dönemde gelişmiş ülkelere tekstil sektöründe bile yeniden rekabet gücü kazandırabilecek olması, Türkiye gibi daha çok emek yoğun teknolojiler kullanan (ve enformasyon teknolojilerini henüz üretici hale gelememiş olan) gelişmekte olan ülkeler açısından son derece ciddi tehlikeler taşımaktadır (Kenedy, s.16).

Başarı için Thurow'un da belirttiği gibi insan kaynaklarının ve kalifiye işgücünün önemli olduğu bu süreçte, hantal, bürokratik karar sürecinden uzak esnek örgütlenme bir diğer önemli faktörü oluşturmaktadır (Thurow, s.210).
Özellikle Hindistan ve İrlanda gibi ülkelerin yazılım sektöründe gerçekleştirdikleri başarı, bu süreçde geç kalmış bir çok ülkeyi umutlandırmaktadır.

SONUÇ

Özetle belirtmek gerekiyorsa, bilgi çağı, gereği gibi hazırlanmadığımız takdirde oldukça büyük riskleri getiriyor. Hiç bir organizasyonun bize ne bilgi çağdan deme lüksü yok. Ancak bu değişim sadece teknolojiye indirgenmemelidir. Enformasyon teknolojileri bu çağın alyapısını ve olmazsa olmazını temsil etmektedirler. Ancak dünyanın önemli araştırma enstitüleri tarafından yapılan çalışmaların sonuçları da göstermektedir ki, yeniden yapılanmanın örgütlenme vb. boyutlarına yeterince önem vermeden gerçekleştirilen teknolojik değişim, rekabette pek fazla avantaj sağlamamaktadır. Dolayısıyla teknolojiye yapılan büyük yatırımların boşa gitmesi istenmiyorsa, dönüşümün diğer boyutlarının da ihmal edilmemesi gerekiyor.

Çok sık tekrar edilen bir gerçeğe burada bir daha işaret etmekte fayda var: Bilgi, endüstriyel toplumun stratejik kaynağını oluşturan sermayeden farklı olarak, dünyanın bir yerinden başka bir yerine saniyelerle aktarılabiliyor. Yeter ki siz o bilgiyi kullanacak işgücünüzü eğitin. O'nun bilgiyi almasına ve bir üst düzeyde üretmesine uygun yapıları oluşturun. Bu sayede, başka ülkelerin çok uzun yıllarda tamamladığı süreçleri siz mevcut imkanlarla çok kısa sürede tamamlayabilirsiniz.


KAYNAKÇA

Allen, J.;Post-Industrializm and Post-Fordizm, Modernity and Its Futures, Edit. S.Hall, Mc. Grew, Polity Press

Alsene, E.;(1994) Computerized Integretion and The Organization Work in Enterpries International Labour Review, vol.133

Aron, R., (1986) Sosyolojik Düşüncenin Evreleri, Türkiye İş Bankası Yay. Ankara

Bell, D.,(1987) ;The World in 2013, Deadlus, Vol.116, No.3

____(1973)The Comming of Post Industrial Societies, Basic Books, Inc., Publication, New York

Block, F.,Post-Industrial Possibilities, A Critique of Economic Discourse,University of California Press,

Bozkurt, V.; Aytaç,S.;Research and Development in Turkey, A Case Study in Two IndustrialDistricts, in Zeitschrift für Turkeistudien 2/1997, Leske+Budrich.

Bozkurt; V., (1997)Enformasyon Toplumu ve Türkiye, Sistem yayınları, , İstanbul.

Clegg, S.R.;1993)Modern vs. Post-Modern Organizations, in.Human Resource Stratejies edit. by G. Salaman, Open University.

Cresson, E.;(1995)Roots and Wings: Remaining European in The Information Age, NPQ,Fall, 1995

Drucker; P.F.; (1993)Kapitalist Ötesi Toplum, İnkılap Yay. Çev.Belkıs Çorakçı,İstanbul

Gregory, D.;(1993) Labour Market Trends, On Business and Work,( Edit. J.Thurman vd)

International Labour Office Pub. Geneva, Gregory, D.; (1991) Trade Union Policy and Worker Orientation, in On Busıness and Work :Toward New Frontiers,Sweden,

Kumar, K.;(1978)Prophency and Progress, The Sociology of Idustrial and Post-Industrial Society, Penguin Books,London

Loveman, G. &Sengenberger,W.; (1990) Introduction-Economic and Social Reorganization in the

Small and Medium Seized Enterprise Sector, in The Re- emergence of Small Enterprises:Industrial Restructuring in Industrialized Countries,Edit by W.Sengerberger,G. Loveman, M.J. Piore,ILO Pub. Geneva,

MasudaY.; (1990)Managing in the Information Society, Relasing Snergy Japanese Style, Bassil blackwell

Naisbit, J.;(1994) Global Paradoks, Sabah Yayınları

Naisbitt, J. (1987) 2000 Yılının Sonrası: Sanayi Sonrası Toplum, Ter. Yay. İstanbul

Naisbitt, J., ( 1990) Megatrends 2000 ; Büyük Yönelimler, Form Yay.Erdal Güven, İstanbul

Naschold, F.; (1993) , Experiences in Restructring of Work Organization, On Business and Work,( Edit. J.Thurman vd) International Labour Office Pub. Geneva,

Naschold, F.; (1993);Development in Work Design, On Business and Work,(Edit.J.Thuran vd.) International Labour Office Pub. Geneva,

Preffer, (1995) Rekabette Üstünlüğün Sırrı İnsan, Sabah yay. İst.

Schwartz, G.G.& Neikirk, (1983) The Work Revolution, Raswson Associatiates, Newyork.

Senge, P; Beşinci Disiplin, Çev.A. İldeniz, A. Doğukan,Yapı Kredi Yay. İstanbul,

Skyreeme, D., The Virtual Corporations, Management Insight No.2.

Stone, N.; (1991); Does Business Have Any Business in Education, Harvard Business Review, March-April,

Toffler, A., (1993), Dünyayı Nası Bir Gelecek Bekliyor?, İz Yay. Türkçesi: M. Çiftkaya, İstanbul

______(1991), Hızlılar ve Yavaşlar, NPQ, C.lt. 1,2, Güz

______Touraine, A.; (1994) Modernliğin Eleştirisi, Çev. H. Tufan, Yapı-Kredi yay. İstanbul

Throw, L.;(1995) Kıran Kırana, Afa yay. İstanbul

Urry, J.; (1989) Disorganized Capitalizm and Social Class, Organisation Theory and Class Analysis: New Approaches and New Issues, Edit.S.R.Clegg, Walter de Gruyter.Berlin,

Weber, M.(1986)Bürokrasi, Sosyoloji Yazıları, Edit. H.H.Gert,ve C.W. Milss, Ter.T.Parla Hürriyet Vakfı Yay. 1

46655 kez görüldü, 4 kez indirildi.

<< --
 
EBSCO
PROQUEST
CABELLS DIRECTORY
INDEX COPERNICUS
SOCIOLOGICAL ABSTRACTS
ASOS Akademia Sosyal Bilimler Index
Üye Girişi
DUYURULAR/HABERLER
Dergide yayınlanan yazılardaki görüşler ve bu konudaki sorumluluk yazarlarına aittir.
Ampirik veriler, değerlendirme sürecinde hakem veya hakemler tarafından talep edilirse, yazar veya yazarlar ilgili verileri paylaşırlar.
Bu verilerin bir başka çalışmada kullanılmaması esastır.
© 2000 - 2017 İş,Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi